28 Mart 2010

Derbi anlam kazandı!

Geçen hafta sonunda Bursaspor büyük bir avantaj yakalamış, Galatasaray ve Fenerbahçe bu sefer gerçekten yarıştan kopmuş gibiydiler. Bursaspor, Denizli ve Büyükşehir maçlarından kazasız çıkarsa ... Ama çıkamadı. Bence bu takılma önemli bir takılma olabilir. Her şey yolunda giderken ve camia ilk defa gerçekten şampiyonluk havasına girmişken yıpratıcı olabilir. Yıpratıcı olması da Bursaspor'lu futbolcular ve teknik ekibin profesyonellik ve baskıyı kaldırma kapasitelerine bağlı.
Büyükşehir maçı bir anda Galatasaray'ı motive etti, efsane başkanın vefatı da futbolcular üzerinde başka bir hava yaratabilir. Bir anda yine her şey değişti. Sönük yaklaşan derbi anlam kazandı. Fenerbahçe için de bir ümit ışığı doğurdu. Hatta Beşiktaş da ellerini ovuşturmaya devam ediyor. Ama Galatasaray takımı, form durumu ve motivasyon açılarından daha avantajlı görünüyor. Sakatlar da Kewell dışında iyileşti. Uzun süredir ilk defa, Rijkaard birçok mevkide futbolcu seçebilme keyfini yaşıyor. Bir de Ali Sami Yen avantajı var. Ama Galatasaray son yıllarda çok avantajlı göründüğü derbilerde hep çok sıkıntı çekti.

25 Mart 2010

Özhan Başkan


Haftasonunda oynanacak ikincilik üçüncülük maçıyla ilgili bloga bir şeyler yazayım derken geldi Özhan Canaydın'ın ölüm haberi. Ve başlarım maçına da derbisine de noktasındayım Pazartesi'den beri. Özhan Başkan gibiler olmadan bu maçların ne anlamı var ki?

Ve Galatasaraylılar sevmediler bu adamı! Yaşarkenden bahsediyorum, yoksa şimdi hepsi arkasından methiyeler düzüp gözyaşı döküyorlar. Başkanlıktan ayrılmasa Galatasaray'ı bırakacak olan arkadaşlarım vardı. Neden? Çünkü futbol endüstrisinin yeni çarklarına başkaldırarak, rakibini alkışladı tarihi bir fark yediği maçta. Çünkü işini yaparken kendini öv(dür)me huyu yoktu, çünkü beyefendiydi, çünkü sportif başarı adı altında gelip geçici zaferler yerine, kurumsal kalkınmaya inanmış ve bu doğrultuda çalışmaktaydı, çünkü adam gibi adamdı.

6 sene başkanlık yaptığı Galatasaray'a iki lig şampiyonluğu, bir türkiye kupası kazandırmış ve beklentileri karşılayamamış. Ama bu ne beklediğini bilmeyen güruh bilir mi ki Avrupa kupası maçlarına borç para bulup giden bir kulüp, bugün dört aylık transferlere nasıl milyon dolarlar harcayabilmektedir? Borç batağında yüzen ve batması an meselesi olan koca bir kulüp bugün nasıl Türkiye'nin en modern stadını yaptırabilmektedir?

Taraftarlık maçtan maça stada gidip bağırmak, başarıda sevinmek, başarısızlıkta üzülmek değildir sadece. Taraftarlık, kulübün çıkarlarını ve değerlerini koruyanların kendi çapında kollanmasıdır da aynı zamanda. Hatta öbüründen çok budur. Maçlarda yuhalanmadığı mı, aleyhine pankart açılmadığı mı kaldı rahmetlinin, sözde Galatasaray taraftarlarınca. Ama o, hayatını (pankreasını) verdi bu işe, sözlük anlamıyla. Yine de ölene kadar sevilmedi sesi çok çıkan sportif başarıcı zevat tarafından. Onlar adına ben özür dilerim senden Özhan Başkan!

Ama en azından şimdi konuşmalı gerçek Galatasaray taraftarı. En kısa zamanda, bu haftasonu! Alkışlarla yolladıktan sonra büyük başkanı, bir alkış da ezeli rakibine göndermeli. Babalarımızdan dinlediğimiz ve yalan olduğuna yavaştan inanmaya başladığımız centilmenlik örneklerinin hatıralardan silinmesini engellemek lazım. Çünkü biz artık derbi maçı bir dayak fırsatı, aşağılama platformu, kaba kuvvet gösterisi aracı sanmaya başladık iyiden iyiye.

Centilmenlik abidesi bir adam, tam da derbi haftasının başında ölüyor. Ölümü bile centilmenlik ruhunu geri kazanmak için bir fırsat olabilir. İşaretleri dün akşamki Fenerbahçe - Manisaspor maçında vardı. Sekiz sene önce o stadyumda aldıkları alkışlarını dün ezeli rakip başkanına iade etti Fenerbahçe taraftarı. Büyük bir içtenlik ve saygıyla. Kimse organize etmemişti bu alkış tufanını. Bir iki taraftar başladı önce, sonra bütün stad bir türlü söylemek istediklerini söyleyemeyen bir insanın patlaması gibi patladı. Uzun zaman sonra bir kez daha Fenerbahçe taraftarı olduğum için gurur duydum.

Haftasonu, en çok bir ikincilik üçüncülük maçı oynanacak ama, Özhan Başkan'ın maneviyatı sebebiyle büyük bir maç olacak. Galatasaraylı arkadaşlarımın da Galatasaraylılık'larıyla gurur duyacakları bir maç dileğiyle ve dün akşam Saraçoğlu'nda açılan pankarta en içten duygularımla katılarak: "Mekanın cennet olsun centilmen başkan!"

18 Mart 2010

sen hoze morinyo!


ne kadar büyük bir teknik direktör olduğunu chelsea karşısında bir kez daha gösterdi dosta düşmana. gerçi düşmanı çok ama, onlar bile teknik direktörlük dehasını için için takdir ediyorlardır bana kalırsa. salı gecesi, star tv sağolsun gecenin bi yarısında, gözlerim yaşardı. şu herif fener'imin başında olsa neler olurdu diye düşündüm.

ilk maçta ezildiği takıma karşı deplasmanda, önde olmanın getirdiği o en derinden rahatsız edici rahatlığı unutarak, üç forvetle çıktı, maçın sonuna kadar da üç forvetle oynadı. eto'o, milito ve pandev 75 dakika oynadılar, 75'te pandev'in yerine stankovic girdi, o da forvet oynadı.

zaten hiç anlamam, forvet azaltıp defans alarak nasıl daha kontrollü olunur? forvetin azsa, karşı takım senin kalene daha kolay gelir, senin fazla defansın halihazırda gelmiş rakibi savuşturmaya çalışır. e gelmeseler daha iyi değil mi? getirmemek için ileride çok adamla basmak lazım, tabi bir de mangal gibi yürek.

daum denizlispor'a karşı bile 1-0 öne geçse forvet çıkarır, defans alır, mourinho chelsea'ye karşı deplasmana avantajlı gitse bile forvet alır. aralarındaki fark bu yüzden dağlar kadardır. inter'i mevcut kadrosuyla daum'a ver, italyan ligini ilk dörtte bitiremez. mourinho'ya mevcut kadrosuyla fener'i ver (allah söyletti!), şampiyonlar ligi'nde çeyrek final oynatır. (ertesi sene aziz yıldırım bir şekilde tehdit olarak algılayıp kovar gerçi kendisini...)

15 Mart 2010

n'olacak şu fener'in hali?


alternatif yazı başlığım, bir arkadaşımın önerisiyle "140 lira verdim!" şeklindeydi, ama editör bunu seçti...

cumartesi akşamı, fenerliyim diyen ama henüz maça gitmemiş 8 yaşındaki yeğenimi de aldım, bizim takımın gençler maçına gittim. çocuk görsün fenerbahçe maçı nasıl bir şey, bu takım nasıl büyük bir takım, taraftarı ne kadar çok, fenerbahçe nasıl güzel futbol oynuyor, vs...

bir kere, maça zamanında girmek mümkün değil, kilometrelerce kuyruk, o kuyruğun başında benim zor sığdığım bir turnike, biletten turnikeye barkod okutuluyor ve bir gorevlinin kaba kuvvetinin de yardımıyla turnike dönüyor. (bir de dönmese, o an bozulsa filan, kim bilir neler olur!). 2010 tc başkenti!

neyse maçın başlangıç düdüğünü içeriye girer girmez duyduk. ilk 2-3 dakika yer bulmak için nafile arayışlarla geçtikten sonra, benim arkamda kalan kuyruğu ve içeri girmekte olan binleri de düşününce, aslında insanların yürümesi için tasarlanmış merdivenlerin köşesine kıvrılıverdik. Efe, yok mu oturacak bir yer diye sordu, yok dedim, niye ki para verdik dedi, türkiye burası hayatım dedim, verdiğin parayı haram ettirmeden rahat etmezler (içimden).

daha onuncu dakika mıydı neydi, tam gözümüzün önünde, vederson karşı takımdan bi adamın (kusura bakmasın o kalabalıkta (tribünün kalabalığından bahsediyorum) adını göremedim) dizine bir taban, adam yerlerde kıvranıyor. geçen hafta alex'in yaptığı hareketin iki katı, kart yok. efe'den yorum: tv'den izlemek daha iyi sanırım, buradan pek görünmüyor. yok çocuğum, çıplak göz gibisi yoktur, kırmızı kartlık pozisyon hakem atladı...

sonrasında da anlatacak bir şey yok, gene sarı/kırmızı kartlık pozisyonlar, atlayan hakem. hele gökhan gönül'e arkadan dalan arkadaşa kırmızı göstermediyse, artık kırmızıyı kimseye gösteremez bu hakem...

son beş dakika: "fener gol gol gol, şampiyonluk gidiyor" tezahüratı, bunu duyan oyuncularda hafif bir kıpırdanma (söylemeden anlayamıyorlar), bir direk, bir pozisyon ama nafile: 0 - 0! ve hakikaten 0! böyle maç mı olur!?

gel de efe'yi bir daha maça götür. 3 saat ayakta bekle, çekirdek yemekten dilin şişsin, izlediğin futbola bak! yazıklar olsun! 140 lira verdim be!

9 Mart 2010

lütfen emre!

bu sene bir acaip oynuyor. sene başından beri müthiş bir form grafiği yakalamış durumda. her yerde o var. takım iyiymiş kötüymüş hiç farketmiyor da onun için, sürekli iyi oynuyor.

bence şu an itibariyle en formda türk oyuncu, hatta süper ligde daha iyi ve daha uzun bir performans olmadı bu sene. fenerbahçe'ye transfer olduğunda taraftarın şüpheyle baktığı bir isimken, artık taraftarın sevgilisi. sivas maçından lille maçına, bu sene onu izlediğim her maçta mest etti beni.

ama! nasıl olur da bir insan bu kadar sinirli olabilir? motivasyon aracı bu mudur yoksa? başka türlü bir ruh haliyle bu kadar iyi oynayamaz mı? ya da taraftarı bu kadar arkasına alamayacağını mı hissediyor acaba daha az sinirli olursa?

bana kalırsa, iyi hazırlanamadan başladığı son bir buçuk sezondan kalma bir alışkanlık bu ve acilen bırakmalı. insan iyi oynayamadığı, geride kaldığını hissettiği, bazı şeyleri ispatlamak zorunda kaldığı (fenerbahçelilik gibi) zamanlarda sinirlenir. hem çok antipatik, hem kendisi açısından çok yorucu, hem taraftar açısından çok yorucu, hem de takım için büyük risk bu davranışları. e artık iyi oynuyor, fenerbahçeliliğini ispatlamak zorunda değil, takımın en göz önündeki futbolcusu. bu durumda sinirin artık yerini ağabeylik, büyüklük, centilmenlik, efendilik, vs. gibi erdemlere bırakması lazım. lütfen emre!

bir de artık biraz kilo ver! antalya maçında basıp aldın, verkaçlarla ilerledin, bir de çalım atıp kaleciyle karşı karşıya kaldın, 5 kilo az olsan golü de atardın bana inan!

4 Mart 2010

türkiye - honduras

coğrafi bilgilerimizi tazeledik: nüfusları 7 milyon, orta amerika'nın en büyük ülkesi, komşuları el salvador, nikaragua, guetamala; puro, balık, orman ürünleri başlıca geçim kaynakları...

bunun dışında bir işe yaramadı dünki maç. dört ay bekledikten sonra tam sevgilisine kavuşmayı beklerken, sevgilisinin "ben bi afrika yapıp geliyim, kafayı dağıtıyım"demesiyle saf gibi beklemeye devam eden, gelene kadar oyalanacak işler yaratmaya çalışan "arkada kalan" gibiydik. hiddink gelene kadar da bu böyle olacak: oyalanacağız. bizi bir kaç ay başkalarıyla aldatacak ama, seven insan affeder. bir de, affetmekten başka şansı olmayan insan affeder...

bu maç neden yapıldı? hazır honduras milli takımı antalya'da kamptayken bi maç edelim mi dediler? (bu arada güney afrika havası kupa zamanı şimdiki antalya havasına benzeyecekse işimiz var. bizim yok tabi katılan ülkelerin işi var!) yoksa honduras'la maç yapma şansı ayağımıza kadar gelmişken kaçırmayalım mı dediler? emre'ye kaptanlığı geri verelim, bunun için bir maç ayarlayalım mı dediler? oğuz çetin'in takımını da bir görelim mi dediler? hiddink'i kıskandıralım, fildişi sahili'ne yeterince konsantre olamasın diye mi düşündüler? açıkçası anlaşılır gibi değil.

oğuz çetin'in takımı, şu an itibariyle mevkilerinde en iyi görünen oyuncuların oyunda kaldığı, bir sonraki iyilerin yedekte olduğu bir takım. kamuoyunda bir anket yapın, bu takım çıkar zaten. e bu takımın da ne oynayacağını az çok herkes bilir. ben bir sürpriz görmedim. ne gençleri denemek gibi, ne yeni taktik varyasyonları görmek gibi, ne bir gökdeniz-tekke-toraman açılımı yapmak gibi, ne de yeni harhangi başka bir durumu test etmek gibi bir kaygı yoktu. maç kazanılsın, garanti olsun, durup dururken gereksiz eleştirilere hedef olunmasın, vs. oğuz anlaşılan hiddink sonrasına hazırlanıyor...

peki esas adam ağustos'ta geldiğinde sil baştan yaparsa? herhalde yapmayacaktır. e o zaman bundan sonra bizim milli takım, oğuz çetin'in honduras maçına çıkardığı takım mı olacaktır? o zaman oğuz devam etseydi? yok canım, kendileri takımın başına geçtiğinde müthiş zeka parıltıları gösterecek ve aynı kadro da olsa, bambaşka oynatacaktır takımı. hadi canım!

eylül'de gazozuna olmayan maçlar başlıyor. bizim teknik direktör ağustos'ta işe başlıyor. (ceplerinden para dökülen, kafasında tüylü şapkasıyla bir gün köyüne çıkagelen alamancı geldi gözümün önüne) demek ki en azından ilk gazozuna olmayan maçları oğuz'un kadro oynayacak. e ama işte oğuz'un kadro zaten bildik kadro, yeni bir şey yok. o zaman demek ki, ilk resmi maçlarda da yeni bir şey olmayacak. fatih terim bir yıl daha görevde kalıyor diyebilirsiniz.

böyle şey mi olur ya, mantıksızlığı anlatmaya çalışırken bile zorlanıyorum. bu kadar bekledikten sonra bunu mu reva gördü bize federasyon? ayıptır. kendi cebinin keyfine ağustos'a kadar orada burada gezecek birinden başka adam mı yoktu? ertuğrul sağlam'a gel desen, 3 ay önce göreve başlatsan, böyle mi olurdu dünki honduras maçı? ya da mayıs'ta başlayacak olan amerika turnesi şimdiden gereksizliğe ve amaçsızlığa aday değil mi? mehmet özdilek, trapattoni, bülent uygun, ertuğrul sağlam, daum (!), vs, vs. Göreve hemen başlayacak biri seçilse, böyle mi olurdu?

dünki takımı ben de yapar, dünkinden daha güzel oynatırdım. oyalanacağız diye gereksiz yorgunluklara, sakatlıklara davetiye çıkarmayı, bir de üztüne tatmin olmayı anlamıyorum.

umarım hiddink geldiğinde bütün bu kaygıları yok edecek davranışlarda bulunur, başarılar kazanır. çünkü daha gelmeden büyük eleştirilere maruz kalıyor, kalacak. işi çok zor...

3 Mart 2010

velez - boca

şahane maç oldu!

gecenin bi yarısı kalkamadım başından. sonuç: 4-4! utanmadan da diyeceğim: hakkaten 4-4'lük maç...

velez'den santiago silva, maximiliano moralez, victor zapata; boca'dan gary medel, luciano monzon, her zamanki juan riquelme ve martin palermo dikkatimi çekti...

dünyanın öbür ucunda ne futbol oynanıyo be!

2 Mart 2010

8001050F


O kadar motive ve inanmıştık ki, akşam buluşmadan önce ortağın pantolonunu satın aldığı yerden değiştirecek olması bile zaman kaybı gibi gelmişti. Oysa ki, bizim takımın düşmanı sony, meğer öyle bir oyun oynamış ki, karşı takımın da yardımlarıyla sanırım, dün gece maç yapmak nasip olmadı. i.ne federasyon!


4 koca adam, evini, işini, çoluğunu, çocuğunu evde bırakmış, modern dünyanın getirdiği bütün zorlukları unutmuş ve en büyük nimetine akmış, nasıl orta yapacak, nasıl doksana çakacak, onun hesabını yapmaktaydı ki, 8001050F hatası sebebiyle, dünya üzerindeki bütün ps'çiler gibi apışıp kaldı. aslında birbirlerini tanımak için iyi bir fırsattı ve yıllardır maç yapmaktan birbirlerine hal hatır soracak (bazen çalan kapıyı açacak) vakit bulamamışlardı fakat gene de vakti olayı çözmeye, internetten takibe, ankara genelindeki ps cafelerle telefon teatisine falan ayırdılar.


ilk cafe sahibi, muhtemelen kendi film senaryosu olan ve olay ortaya çıkmadan çok önce kafasında kurguladığı 10 milyon dolar hikayesini anlattı. ünlü bir hacker çeşitli hesapları kırmış ve geri vermek için 10 milyon dolar istiyormuş. bir de "pazarlıklar devam ediyor!" - e abi sen bi önayak olsan, su an madur olan ve maç yapamayan bir milyon kişiyle irtibata geçsen, onar dolar atardık be abi! -siz beni yarım saate yeniden arayın! (derneksizliğin getirdiği problemler, naaparsın!)


ikincisi dünyadan bihaber, hafiften telefonda karşı takım oyuncusuna yazıyor. üçüncüsü aletleri internete hiç bağlamamış, aslan gibi çalışıyor makineler: -buyrun abi gelin burada oynayın. aslında fena fikir diil ama, akılları durduran soruna her an çözüm gelecekmiş gibi bir hava var.


internette uçuşan çözüm metodları, yok pilini çıkarın, yok internet bağlantısını kestikten sonra kapatıp açın, yok oyun cdsini göbeenizde sildikten sonra tekrar deneyin felan. biz de kendi çözümümüz olan ve konjonktürel anlamda siyasete girmek için ilk adım olarak kullanacağımız (başbakanlık garanti gibi, biz eski gömleği çıkardık oldu bitti deriz...) 3 kulfuvallah bir fatiha dan sonra makineyi açma metodunu denedik ama o bile düzeltemedi allahsız sonyleri!


burada detayına girmenin sıkıcı olacağı elli ayrı metodu da denedikten sonra, karşı takımın futbol ilahlarının yanında değil artık kucağında olduğuna kesin kanaat getirerek ve geceyi maçsız ve tatsız kapatarak, bi kokoreç bi bira çaktıktan sonra evlerin yolu tutuldu.


-lan bi maç bile yapamadık yaa şeklinde bizim mahallede yürürken, baktım bi ps3 dükkanı, toplamış arkadaşlarını aynen bizim gibi 2'ye 2 maç ediyo, girdim içeri, usta dedim, biz yapamadık şişti ellerimiz, sizi görünce kıskandım, nasıl oynamayı başardınız? yok internete hiç bağlamamışlar da bilmem ne. yalan! resmen satıştaki kutulardan birini açmışlar, yeni makineyle oynuyorlar. -gel abi dedi dükkanın sahibi, madem kıskandın, 20 liraya benim yerime oyna. dedim yok çiftli oynamam eşim yanımda değil, ama en iyinizle bi maç yapıyım, kazanırsam para vermem (kaybedersem de vermem de, şimdilik boşver). hop oturmamla kalkmam bir oldu, ilk yarı: 0-4! (ben away tabi ki) gerisini oynamadım.


dükkandan havalı bi şekilde çıktım, eve vardım, yaşananlara inanamayarak yattım uyudum...

Fenerbahçe Düşmanları

Aradıktan sonra bitmez ki düşman!

Yıllardır aynı hikaye. Sezon öncesi büyük gaz ve motivasyon, saçma sapan transferler, iri laflar, sezon sonuna doğru inen yelkenler, fenerbahçe düşmanları, i.ne federasyon, şahane hakemler...

Sıkılmadılar bu hikayelerden ve esas futbol seyircisi sıkılmadı. Hala gidebiliyorlar bu adamların arkasından, onları destekleyebiliyorlar. Yarın istifa etseler, n'olur bizi bırakmayın diye gösteri yaparlar, o derece...

Şimdi de, sanki takımın futbolu ortada değil, ne oynadığı belli değil, çıkmışlar "Fırat Aydınus" Fenerbahçe düşmanıdır! diye zehir zemberek açıklamalar yapıyorlar. Şahsen artık bu hikayelerden sıkıldığım için pek kulak asmadım ama, dun sony'den fırat aydınus'u aratmayacak hatalar gelince ve pes oynayamayınca, bir kanalda tek tek bütün pozisyonları izlemek zorunda kaldık grup olarak. ve de unutulmasın ki fenerbahçe taraftarıyım. güiza'nın çekildiği pozisyon dışında hakem hepsinde haklı veya haklı sayılabilir. hatta daha önce cristian'ı da atmalıyken, nedense atmıyor ve sarı gösteriyor. gazeteler şöyle yazıyor: "dakika 68, durum 1-1 ve ekrem atılmıyor!" niyeyse söyle yazmıyorlar: "dakika 47, durum 1-1 ve cristian atılmıyor!"

deniz'in golü ofsayt olarak yorumlanabilir, alex'in tekme kırmızı kart olarak yorumlanabilir, belediye'nin ikinci golü ofsayt havası var ama olmayabilir. bunların hepsi hakemin takdiridir, hiç bir şey diyemezsin. ancak adam olsan şunu dersin: "şans yüzümüze baktı da, cristian'a kırmızıyı çakartmadı, rezil olmadık en azından!"

ha bu arada, kasımpaşa'dan koray'ın pozisyonunda da kırmızı yok (you haven't ball, fırat aydınus ingilizcesiyle), son golde keita ofsaytta (bence), ve de emre toraman!!!! bunları da demezsek çatlarız...

26 Şubat 2010

KARA PERŞEMBELER BİTMEZ




galatasaray'ın turu caner'in saçmalamasından sonra gitmişti zaten, 90'da olmasa da 100'de atacaktı atletico, esas fenerbahçe 85'te atlıyoruz turu derken olmadı gene, cok kötü koydu sormayın gitsin...

fener benim tahminlerimin çok üzerinde bir oyun oynadı. dün alex de oynayabilseydi fark atabilirdik... ama beklemediğimiz yerden problem yaşadık: alex kötüydü uzun zamandır ilk defa. emre inanılmazdı, her yere bastı, bir şutu direkten döndü, bir şutu gol oldu, o 60-70ten sonra biraz fizik olarak düşünce, takım da düştü. emre dün tek başına takımdı yani, oynadığı zaman takım da oynadı, yorulduğunda takım bitti... deniz ilk defa iyi bi maç çıkarıyordu, guiza da fena değildi, daum deniz'i de guiza'yı da çıkardı, semih'i aldı ne alakaysa, rijkaard da tek top yapmaya çalışan elano'yu çıkardı. bence dün teknik direktörler kötülerdi. gerçi ikisinin de elinde cok alternatif yoktu ve değişiklikler sakatlıklara bağlandı maçların sonrasında ama, değişiklikler hep oyunu kötüleştirdi. semih kimdir oyunu kurtaracak? bu değişiklikleri ben de yapardım, zaten elde kalanlar belli diyip kestirip de atardım. ama nedense bir teknik direktör parıltısı göremedik dün akşam takımlarımızın kulübelerinde. mesela en azından rijkaard'ın yanında ayhan'dan iyileri vardı. (dos santos??!)


galatasaray'ın yüzde bin penaltısını vermedi hakem. ama ondan once de atletico'ya vermedi, reyes tık diye gecti servet'i, servet ona da baldırdan girdi, hakem vermedi. orta hakem kötü müydü? genel olarak, bence hayır, ama beşinci hakem bu durumlar için orada olduğuna gore, en azından besinci ve altıncı hakemler kötüydü... ikisi de birer penaltıyı es geçti... ama galatasaray caner'i ne yapsa yeridir, bu kadar salakça bi hareket uzun zamandır gormemiştim...


everton elenmiş bu arada, sporting 3 cekmiş dün, yani devamı daha kolay olacaktı gs için, olmadı. fb için iyi oynayarak elenmek hayırlı olmuş olabilir, liverpool'u görmemiş olduk bu sayede...

ama şahsen şunu rahatlıkla söyleyebilirim: lille iyi oynamadan ama bence atletico muthiş oynayarak atladı turu...

şimdi adnan polat maça çıkmadan diyor ki, kupayı istiyoruz, kendimize ve takımımıza güveniyoruz falan. bir dur bakalım ne olduğunu bil önce di mi...

sen forvetsiz takımdan nasıl final beklersin (pardon kupa(!)), tur gittikten sonra oyuna niye alındığını anlamadığım dos santos uğruna nonda'yı nasıl yollarsın? neill'e bile gerek yok, transferlerin en iyisi o olmasına rağmen. emre'yle servet bile oynar bu takımda fazla fark hissedilmez. sen nasıl nonda'yı yollarsın, bu durumda nasıl kupa beklersin, sen ne iş yaparsın?

geçen sene de kupa bekliyorken, tek stoper meira'yı yollayıp, kewell'ı rezil etmedi mi bu yönetim? meira olsaydı hamburg'u geçmiyo muydu galatasaray? kewell stoper oynayınca, bir anda durum değişmemiş miydi. bir sene kewell stoper, bir sene arda forvet, her iki sene de kupa bekleniyor, töbe töbe, resmen izansızlık!

öte yandan transfer yapmayan aziz yıldırım! muhteşem kadrosuyla 3 kulvarda savaşan falan felan... hepsi hikaye! dun biraz akıllı bi defans (neill mesela), ortalığı biraz toplayabilen (neill mesela), panik olmayan (neill mesela), tecrübeli (neill mesela) bir defans oyuncusu olsa, fener tur atlamaz mıydı? atlardı! e kaç para bu neill? bir milyon kusur. aziz yıldırım'ın çerez parası! almadı ama, prensip sahibi başkanımız(!), futbolcularına güvendi.

aslında yukarıdaki poster fotografları herşeyi açık seçik anlatıyor, boşuna yoruyorum kendimi.

sonuç: dün iki takımda da futbolcuların (caner hariç) hiç suçu yok bence. takımları kuran başkanlar, yönetim kurulları, bu transfer politikalarına yön veren teknik direktörler, diğer kadrolardır suçlu. sol bek deniz naapsın, sağ bek bekir naapsın, sağ açık gokhan naapsın, forvet arda naapsın, obur forvet caner naapsın (az sinirlenmesin!).

24 Şubat 2010

Fos Santos mu? Dos Santos mu?

3 haftada 'Fos Santos' oldu. Savunmak için de ölüp bitmiyorum ama bu kadar çabuk çöpe atılmasına da, bu ülkenin olaylara yaklaşımı ve düşünsel yapısı adına katlanamıyorum.
Tabii Galatasaray yönetiminin ne düşünerek aldığı tartışmaya açık bir konu ama şöyle diyelim: Çok daha iyi bir ismi uygun paraya alma imkanı yok. Giovanni kiralık zaten, kiraladılar, Rijkaard da gelsin dedi. Bir şey yapmayabilir, ama yapmazsa zaten gidecek. Bir deneme yaptılar, ellerindeki mermiye göre bir deneme. Hiç yapmamaktan iyidir. Üstelik güzel bir deneme, bir dönemin genç yıldız adayı bir futbolcuyu hala gençken getirdiler.
Dos Santos 1989 doğumlu ve şu anda 20 yaşında. Brezilyalı Zizinho'nun oğlu. 13 yaşında Barcelona altyapısına geldi ve 17 yaşında Rijkaard onu A takımda oynatmaya başladı. Sonra 2. sezon 28'i lig, 5'i Şampiyonlar Ligi, toplam 38 maçta forma giydi. 2005 U-17 en değerli 2. futbolcu, 2007 U-20'de en değerli 3. futbolcu seçildi. Meksika milli takımının hala formasını giyiyor. 21 yaşında 3 önemli ligde oynama ve 22 milli maç tecrübesi var. Satıldıktan sonra kötü bir dönem geçirdi ve Tottenham'da çok oynayamadı, sonra da Ipswich'e kiralandı ama orada da oynayamadı ve kariyeri sert bir düşüşe girdi. Zaten Tottenham'da oynayan Barca etiketli 21 yaşında bir futbolcuyu Galatasaray'a alamazsınız. Bu ücretlerle devre arasında alamazsınız.
Veya başka bir bakış açısıyla, sakatlanıp büyük bir kariyer düşüşü yaşayan Baroş, ve neredeyse aynı durumda olan Kewell alınır mı? Alınır tabii. Baros eski günlerine dönmediyse de, takımına fayda sağladı, Kewell takımın ve taraftarın özlediği lider oluverdi. Nonda bile bir ara memnun olunan bir oyuncuydu. Dos Santos üstelik bunlara göre çok genç ve altı üstü kiralık. İş yaparsa alırsın bonservisini, uzun vadeli genç bir oyuncuyu almış olursun. İş yapmazsa ufak bir riske girmiş kaybetmiş olursun.
Üstelik Galatasaray o kadar forvet kıvranıyor ki, mevkiisinde oynamayan ve formda olmayan bir oyuncuya bile ihtiyaç duyabiliyor. Bence Dos Santos konusuna bu şekilde, biraz sakin ve biraz beklentisiz bakmak lazım. Olursa olur, olmazsa çok önemli değil.
Peki daha formda ve Avrupa Ligi'nde oynayacak bir forvet alsalar daha iyi olmaz mıydı?
Olurdu, kesinlikle çok daha iyi olurdu.

11 Şubat 2010

Hayrettin Demirbaş

Hayrettin Demirbaş transfer olmuş. Kaleci olarak! Niğde Süper Amatör Küme takımlarından 51 Niğdespor bu ilginç transfere imza atmış. İlk akla gelen soruyu cevaplıyım; Hayrettin 47 yaşında! Konu UEFA'nın sitesine haber olmuş, bu haber oluş da bizim medyaya haber oldu. Kendisine başarılar diliyor, dizleri 'yapma Hayrettin' klibiyle başbaşa bırakıyorum. 

8 Şubat 2010

Endüstriyel Futbol Online!


Aşağıdaki liste www.futebolfinance.com adlı sitede yayınlanan, en çok tıklanan kulüp web sitelerini sıralıyor. Sıralama alexa.com, compete.com ve quantcast.com günlük özgün ziyaretçi sayılarının ortalamalarından derlenmiş. İlginç bir sıralama olmuş, çünkü ne takımların popülerliği, ne de taraftar sayılarına tam bir paralellik göstermiyor. 

Listenin en tepesine endüstriyel futbolun iki kalesi yerleşmişler. Arkalarında Arsenal var, ve ondan sonra büyük bir kopuş görülüyor. 4. sıradaki Bayern Münih Arsenal'in yaklaşık 1/8', Manchester'ın iste 1/15'i kadar ziyaretçi alabilmiş. Arsenal'in durumunu bilemiyorum ama açıkça görünüyor ki, 2 takım tüm dünyadan diğer takımlarla kıyaslanamayacak kadar çok izleniyorlar. Nitekim Manchester United toplam yıllık gelirinin %20'sinden fazlasını internet ortamında elde ediyor. 

2 Türk takımının da bu listede yer alması şaşırtıcı ve olumlu. Genelde elindeki potansiyeli kullanmada zayıf kalan takımlarımız, tam anlamıyla kullanmak denemezse de, internet sitelerini faal olarak çalıştırıyor ve dünya çapında büyük sayılarla izleniyorlar. Özellikle yurt dışında büyük taraftarı olan bu iki kulüp için de internet ortamı çok önemli ve anlaşılan etkin olarak kullanılıyor.  Marsilya'nın 7., Rangers'ın 9., Aston Villa'nın 14. sırada olmaları da listenin Türk takımlarıyla birlikte sürprizleri. 


The websites most visited clubs (number of unique visitors annually)
  1. Manchester United (England) - 452.7 million
  2. Real Madrid (Spain) - 271.6 million
  3. Arsenal (England) - 205.6 million
  4. Bayern Munich (Germany) - 27.8 million
  5. Liverpool FC (England) - 23.7 million
  6. Galatasaray (Turkey) - 16.7 million
  7. Olympique Marseille (France) - 16.1 million
  8. Internazionale (Italy) - 15.4 million
  9. Rangers FC (Scotland) - 14.5 million
  10. FC Barcelona (Spain) - 14.3 million
  11. Fenerbahce (Turkey) - 12.3 million
  12. AC Milan (Italy) - 12.5 million
  13. Chelsea FC (England) - 11.3 million
  14. Aston Villa (England) - 11.1 million
  15. Borussia Dortmund (Germany) - 6.3 million
  16. Corinthians (Brazil) - 6.1 million
  17. Olympique Lyonnais (France) - 5.9 million
  18. Paris SG (France) - 5.7 million
  19. Juventus (Italy) - 5.5 million
  20. Manchester City (England) - 5.2 million

7 Şubat 2010

Alamancı Grubu


UEFA 2012 kuraları çekildi. Eski günleri hatırlatan tam bir Alamancı grubu olmuş. aman İngiltere olmasın da diyorum, geri kalanların hepsi aynı. 3 takımın hepsi Alman ekolünden gelen, bizim taraftarımızın çok olduğu ülkeler. Özellikle Avusturya'da evimizde gibi oynuyoruz. Rıdvan'la Tanju bir arada oynasalar nasıl olur? sorusunun belki de en iyi cevabını bulduğu o unutulmaz Avusturya maçlarını hatırlıyorum. Diğer taraftan Kazakistan ve Azerbeycan bizden zaten! Öyle olmuyor tabii bu işler, ama İngiltere ve İspanya dışına bir seribaşının gelmesi güzel. 3 torbadan da bizi perişan eden Bosna'nın çıkmaması iyi, hatta bence Finlandiya, İsrail, Norveç, Bulgaristan ve İskoçya takımlarının hepsi Avusturya'dan daha korkutucu. Daha da bakacak olursak, çok önemli olmamakla birlikte, Ermenistan, Moldova, Gürcistan ve Litvanya ve hatta Kıbrıs, Kazakistan'a göre sürpriz ihtimali daha yüksek takımlar. Sonuç olarak bence güzel, renkli, futbol seviyesi olarak avantajlı sayılabilecek, futbol dışı yan faktörler açısından da lehimize bir kura. Tabii sahada da konuşmak gerekiyor, önce bir teknik direktör bulmak gerekiyor....

5 Şubat 2010

Aslan Fenerliler! - Fenerbahçe Kulübü'nün zehir zemberek açıklamaları

Zemberek 'ok' manasına da geliyormuş. Sanırım 'zehir zemberek' de, saplanan zehirli ok gibi,  TDK'ya göre 'acı koyan söz' anlamına geliyor. Fenerbahçe yönetimi, Aziz Yıldırım'ın, o sert ve pervasız tavırlarının bir yansıması gibi, sürekli böyle 'zehir zemberek' açıklamalar yapıyor. Hatta belki de, kurumsallaşmayı, büyük kulüp olmayı, biraz da bu açıklamalarla bağlantılı algılıyorlar. Öyle ya, Şekip Mosturoğlu gibi, kaliteli, bilgili ve kariyerli bir adam bir bakıyorsunuz, federasyonla ilgili olmayacak açıklamalar yapıyor. İçeriğin haklılığı tartışmasını yapmıyorum, daha doğrusu Aslan Fenerliler mevzuuyla ilgili olarak oraya geleceğim, ama üslup ve kullanılan dil beni çok rahatsız ediyor. Daha önce federasyonla ilgili, hakemlerle ilgili, Efes'in doping skandalıyla ilgili, özellikle yakın zamandaki Fenerbahçe Stadı'nın Euro 2016 için düşünülmemesiyle ilgili, ve şimdi de Galatasaraylı Fenerbahçeliler konusuyla ilgili resmi açıklamaların dilinde ortak bir nokta var. Anlatması zor ama gayret edeceğim. Hırslı ve sinirli bir delikanlının hırçınlığı, entellektüel özentisinin yapmacık kibarlığıyla birleşiyor, zehirli oklar birbiri ardına ağırbaşlılık kisvesi altında sallanırken, zaman zaman ayar kaçıyor, açıklamanın dili kulüp resmi ağzından çok Devlet Bahçeli'nin konuşmalarına benzemeye başlıyor. Zaman zaman, medyanın ve kamuoyunun,  hatta dünyanın, Fenerbahçe düşmanlarıyla dolu olduğu ve bu oyunlar karşısında artık seslerini yükseltmek gerektiği hissiyatı seziliyor. Ama Fenerbahçe'nin sesi de ben kendimi bildim bileli yüksek zaten. Bence, ne Fenerbahçe gibi büyük ve saygıdeğer bir camianın hakkını savunmak böyle olur, ne de rakiplerinin ağzının payını vermek.


Son açıklama, Hasan Şaş'ın Saba Tümer'in programında Fenerbahçe takımında da Galatasaray'lı, yani Galatasaray'ı tutan futbolcular olduğunu söylemesi ve ardından araştırmacı gazetecilerimizin bu konuya eğilip, isimleri hemen tespit edip, Takvim ve Fotomaç'da yayınlaması üzerine geldi. İddiaya göre, en fanatik Fenerli gibi görünen kaleci Volkan, Semih, Önder Turacı, Uğur Boral, Selçuk Şahin, ve daha 1 haftalık Fenerli Gökhan Ünal Galatasaray'lıymış. İşte Fenerbahçe Kulübü'nün konuyla ilgili resmi açıklaması:

5 Şubat 2010 tarihli Pas Fotomaç ve Takvim gazetelerinde, Profesyonel Futbol Takımımız oyuncularından bazılarının Galatasaraylı olduğuna dair bir takım 'çağ dışı' iddialar yer almaktadır.

Tarihimize eklenecek yeni zaferler için Fenerbahçe formasıyla ter döken futbolcularımızın, böylesi demode haberlerle gündeme getirilmeye çalışılması, geri kalmış zihniyetin, akıl dışı oyunlarından birisi olmaktan öteye gidememektedir.

Futbol dünyasının profesyonelleştiği günümüzde, bu çağ dışı zihniyetin kendini yenileme mecburiyetinde olduğu açıkça görülmektedir.

Takımımızın, taraftarımızın desteğiyle şampiyonluklar yolunda ilerlediği bir dönemde; bu tip asılsız haberlerin takım ruhumuza zarar vereceğini hesaplayanların büyük bir yanılgı içinde olduğunu da ayrıca ifade etmek isteriz.


Kamuoyunun bilgisine sunulur,
FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ
 

Oyuncuların bir kısmının Galatasaraylı olduğunu iddia etmek, neden 'çağdışı' olsun? Çağımızda futbolcular bir takımı tutmuyor mu? Mesela Önder Turacı Avrupa'da yetişen bir futbolcu. O günlerde özellikle Galatasaray'ın Avrupa'daki başarılarından etkilenen birçok gurbetçi genç gibi Galatasaray'lı olmuş olmasında ne gariplik olabilir. Ya da Gökhan Ünal'ın Galatasaraylı olduğu biliniyormuş zaten. Daha yeni Fenerbahçe'ye geldi, bu futbolcuların Galatasaraylı olduklarını iddia etmek mi çağdışı? Neden? Çağımızda futbolcular takım tutmuyorlar mı? Aziz Yıldırım'ın ısrarla transfer teklif ettiği Arda'nın derdeyse doğuştan Galatasaray'lı olduğunu herkes bilmiyor mu? Yarın Fenerbahçe Arda'yı alsa, ya da sezon başında alsaydı, Arda'nın Galatasaraylı olduğunu iddia etmek 'çağdışı' mı olacaktı?

"...geri kalmış zihniyetin, akıl dışı oyunlarından birisi olmaktan öteye gidememektedir. " Bence bu tarz değerlendirmeler Fenerbahçe'ye yakışmamaktadır. Hiçbir büyük ve ciddi kulübe yakışmaz. Yani Fenerbahçe düşmanı geri kalmış zihniyet, Fenerbahçe'yi karıştırmak için akıl dışı oyunlar yapıyor. Bu arada, henüz Galatasaraylı olmadıklarına dair de bir açıklama yapılmıyor. 'Demode haber' iri tabirlerin içinde belki de en yerine oturanı. demode değil de belki, anlamsız, önemsiz, sansasyon amaçlı denilebilir belki. 

İddianın yalanlamasına ilişkin tek ifade son cümlede görülüyor. "...bu tip asılsız haberlerin..." Buradan aslında şu anlam çıkar: Bu haberler asılsızdır, yani bu futbolcuların Galatasaraylı oldukları doğru değildir. Hatta hiçbirisi Galatasaraylı değildir. Peki o zaman açıklama neden böyle? Çünkü en azından bu iddiaların bir kısmı doğru, bu futbolcuların en azından bir kısmı Galatasaray taraftarı. Ya da işte gençliklerinde Galatasaraylılarmış. Fenerbahçe yönetimi de bu durumu hazmedemiyor, "evet bunlar Galatasaraylılarmış, biz de şimdi sorduk öğrendik. ama bu konunun önemi olduğunu düşünmüyoruz, herkes profesyonel, işini en iyi şekilde yapmaya çalışıyor, camia olarak kenetlendik hedeflerimize bakıyoruz." diyemiyor. "Hayır, bahsi geçen futbolcuların hiçbirisi Galatasaraylı değildir, hatta kadromuzdaki futbolcuların hiçbirisi de değildir" de diyemiyor. Bu iki açıklamayı da yapamıyor olmaktan dolayı kıvranıyor, ve zehrini iddia sahiplerine akıtıyor. Onlar, artık kimse, gazeteciler, gazeteler, ya da Hasan Şaş mesela, bu haberle Fenerbahçe'nin takım ruhunu zedeleyip kulübe zarar vermeyi hesaplıyorlar ama bu hesapları tutmayacak.


Bence bu komik açıklamaları yapan Fenerbahçe yönetimi bu konuda biraz çağdışı kalıyor. Avrupa kulüplerinin, Barcelona'nın falan kulüp açıklamalarını okuyun, bakın. Manchester'ı örnek alıyorlar, bazen oradan model getiriyorlar, veya forma satışı şekillerini, yok banka kartı, GSM hattı fikirlerini ihraç ediyorlar. Bu konularda da biraz çağdaş tavırlar geliştirmek gerekiyor.