bir taraftar objektif olabilir mi? tam anlamıyla hayır! Ama iki taraftar, futbola karşıt kutuplardan bakıp benzer şeyleri görebilir...
transfer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
transfer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Ocak 2013
2 Mart 2011
Zvjezdan Misimoviç / Galatasaray resmi web sitesinden
Zvjezdan Misimovic, 5 Haziran 1982’de Münih’te doğdu. Nord Lerchenau, Forstenried, Gartenstadt Trudering gibi amatör takımlarda oynadıktan sonra 18 yaşında Bayern Münih’e transfer oldu.
Dört yıl boyunca Alman devinin kadrosunda bulunan genç oyuncu, birkaç maç haricinde A Takım’da yer almadı. Bayern’in ikinci takımında 102 maça çıkıp 44 gol atan Misimovic, 2004 yılında Bochum’a transfer oldu. Ligde ilk devrenin bitimine doğru ilk 11’de de sahaya çıkmaya başlayan Bosnalı oyuncu, ikinci yarıda takımının değişmez oyuncularından biri olmayı da başaracaktı. O sezon 17’si ilk 11’de olmak üzere 31 maça çıkan Misimovic, bu karşılaşmalarda yedi asist yaparken, üç kez de rakip fileleri havalandırdı.
Sezon sonunda küme düşen Bochum’da kalmayı tercih eden Misimovic, ligde yine yalnızca üç maç kaçırırken oynadığı 31 maçın tamamında ilk 11’de sahaya çıktı. Bundesliga 2’yi tam 11 golle tamamlayarak ön plana çıkan Misimovic, altı da gol pası vererek takımının şampiyonluğunda büyük rol oynadı.
Sezon sonunda küme düşen Bochum’da kalmayı tercih eden Misimovic, ligde yine yalnızca üç maç kaçırırken oynadığı 31 maçın tamamında ilk 11’de sahaya çıktı. Bundesliga 2’yi tam 11 golle tamamlayarak ön plana çıkan Misimovic, altı da gol pası vererek takımının şampiyonluğunda büyük rol oynadı.
2006-07 sezonunda orta sahanın ortasında ve sağ kanatta görevlendirilen Misimovic, ikisi penaltıdan yedi gol atarken, yaptığı on asistle de dikkatleri üzerine çekti. Sezon sonunda Nürnberg’in yolunu tutan Misimovic, 2007-08 sezonunun ilk maçında bir sakatlık geçirmesine karşın, kendisini bulmaya başladığı 5. haftadan itibaren ilk 11’deki yerini hiç kaybetmedi. Ligde 10 gol atıp 4 de asist yapan Bosnalının Avrupa kupaları ve milli müsabakalar ile birlikte 2007-08 sezonu bilançosu 50 maçta 16 gol ve 14 asistti.
Nürnberg sonrası kariyerinin en doğru adımını atan Misimovic, Felix Magath’ın Wolfsburg’unda harikulade bir sezon geçirdi. Orta alanın ortasına yerleşen yıldız isim, yalnızca kart cezalısı olarak bir maç kaçırdığı bu sezonda tam 20 asist yaparak Bundesliga rekorunu kırdı. Aynı sezon kupada dört maçta yedi asist, UEFA Kupası’nda sekiz maçta dört gol bir asist ve milli formayla Dünya Kupası elemelerinde dokuz maçta beş gol sekiz asistle oynayan “10 numara”, toplam 54 maçta 16 gol, 36 asistle inanılması güç bir rakama ulaşıyordu.
Nürnberg sonrası kariyerinin en doğru adımını atan Misimovic, Felix Magath’ın Wolfsburg’unda harikulade bir sezon geçirdi. Orta alanın ortasına yerleşen yıldız isim, yalnızca kart cezalısı olarak bir maç kaçırdığı bu sezonda tam 20 asist yaparak Bundesliga rekorunu kırdı. Aynı sezon kupada dört maçta yedi asist, UEFA Kupası’nda sekiz maçta dört gol bir asist ve milli formayla Dünya Kupası elemelerinde dokuz maçta beş gol sekiz asistle oynayan “10 numara”, toplam 54 maçta 16 gol, 36 asistle inanılması güç bir rakama ulaşıyordu.
Sırp asıllı olduğu için eski Yugoslavya’nın 18 ve 21 yaş altı takımlarında milli formayla tanışan Misimovic, daha sonra Bosna’yı seçti. 2004 yılından bu yana 50 kez milli formayı giydi ve bu maçlarda 16 gol attı. Üst düzey duran top yeteneği, uzaktan müthiş şutları, dâhiyane pasları, isabetli ortaları ve üst düzey futbol zekâsı ile adı gibi “yıldız” bir isim olan Zvjezdan Misimović, 2010-11 sezonu itibariyle Galatasaray forması giyiyor.
Etiketler:
Galatasaray,
Misimoviç,
transfer,
Zvjezdan Misimoviç
10 Ağustos 2010
Quaresma, Guti, Hilbert...
Bu yılın transferleriyle göz dolduran takımı Beşiktaş. Üstelik yalandan yıldızlar değil. Quaresma kimilerinin (ben de dahil) düşündüğünün akisne partilemeye değil oynamaya gelmiş bir hava içinde. Oynayabilir. Yine de İstanbul hayatının cazibesi ve Quaresma'nın geçmişi düşünülünce risk var. İstanbul'da 3 büyüklerde top oynamak, bu kadar baskıyı kaldırmak, bu arada disiplinli ve mental olarak sağlıklı normal bir futbolcu gibi yaşamak herkes için çok zor. Bir de şu var ki, tribünleri ayağa kaldıracak hareketler yapıyor, topa da müthiş vuruyor ama pek geri gelmiyor. Bu da gösteriyor ki, iş yapar, ligde harika birkaç maç çıkarır ama beklentiyi de fazla abarmamak lazım. Yine de ümit ışığı veriyor denebilir.
Guti'ye gelince, o kadar iyi bir futbolcu ki, aslında bu yorumları hiç yapmamak lazım. Biraz yaşlı, bu nedenle o da çok geri gelmeyebilir, fiziksel performansı süper olmayabilir ama futbolculuk kariyeri ve kalitesine bakınca ümit içinde olmak için gerekli her şey var. Bence tek sorun, sadece Real Madrid'de forma giymiş olması. Yani düşünüyorum, adam 15 yıl Real Madrid'de oynamış, sonra Beşiktaş'a gelmiş. İşler iyi giderse sorun yok ama tökezlemeler oluğunda, hiç aklına gelmeyecek şeyler yaşayacak ve 'ne işim var benim burada??' diyecek diye korkuyorum.
Sonuçta bilinçli ve ısrarlı transferler gibi görünüyor. Beşiktaş yönetimi bu sefer har vurup harman savurmuyor, para harcıyor ama seçilmiş isimleri alıyor. Üstelik bu isimler çok uzun süre konuşuldu, görüşüldü ama sonunda alındı. Demek ki, kararlılıkla seçtikleri adamları aldılar diyebiliriz. Peki bu bilinçli transfer politikasında Hilbert nerede duruyor? Alındıktan birkaç hafta sonra gönderilmesi haberleri çıkıyor. Bu yazıyı yaparken bile şüphe içinde internet sayfalarını kontrol ediyorum. Acaba ben karıştırıyor muyum? Hilbert geçen yıl alınanlardan birisi miydi? Dünyanın neresinde, hangi takım, beklenmeyen bir gelişme olmadıkça, aldığı adamı daha hiç maç oynamadan birkaç hafta sonra göndermiştir? Üstelik daha önceden belli olan yabancı kotası yüzünden? Gerçekten anlamakta zorlanıyorum, bu kadar acemilik olabilir mi? Hilbert'i alırken Guti ve Quaresma transferleri yoldaydı. Yabancı kotası da belli. Kadro da zaten şişkin. Ne düşündüler acaba? Kaç yabancıya izin verildiğini mi unuttular? Belki şu olabilir, Schuster başka isimleri yollamayı planlıyordu, ama antrenmanlarda ve hazırlık maçlarında bu isimlerden birisi o kadar iyiydi ki, onun yerine Hilbert'i yollamaya karar verdi. Bu en mantıklı tahmin ama bu bile çok acemice bir hareket olur. Üstelik, senin zaten kotanın üzerinde futbolcunun varken, kesin oynatmayacağın bir adamı alman da har vurup harman savurmak demek değil midir? Hem de 1 milyon 350 bin Euro yıllık garanti para ve 3 yıllık sözleşmeyle? Bu kadar bilinçli ve kararlı transferler yapmış gibi görünen aynı yönetim bu kadar saçmalayabilir mi? İşte bu düşünce herşeyi bir anda bulanıklaştırıyor, insan ne düşüneceğini şaşırıyor.
Umarım bunlar sadece asılsız dedikodulardır ve Beşiktaşlı yöneticiler en azından şekil ve tutarlılık açısından tam anlamıyla saçmalamış olmamak adına, zengin yabancı repertuarlarından başka 2 ismi seçip gönderirler. Bir de başka transfer dedikoduları var ki, onlara hiç ihtimal vermiyorum. Ve Haldun Üstünel'e dediğim gibi 'Yeter, Demirören, yeter!' diyorum.
7 Temmuz 2010
Keita satılır mı?
Bence satılmaz. Bence geçen yıl Süper Lig'deki en başarılı birkaç isimden biriydi.
Galatasaray yönetmini anlamak da gitgide zorlanıyorum. Öncelikle ellerindeki tek ön liberoyu sattılar. Hadi Topal gitmek istedi, sonra 3 kuruş para için Kewell'la anlaşmadılar. Türkiye'de oynayan en kariyerli ve en kaliteli futbolcuyu, oynamak istemesine rağmen devamlılığı yok diye yolluyorlar.
Şimdi de en satılmaz adam olarak gördüğüm Keita'yı sattılar. Hani satılır tabii de, biraz para kazandırsa falan mesela. O zaman niye aldın bu adamı? Keita'ya Galatasaray'ın ödediği bonservis bedeli 7.5 milyon Euro'ydu, şimdi sattıkları rakam da 8.15 milyon Euro. Ne anladık bu işten? Üstelik çok iyi bir sezon geçirdi, çok faydalı oldu. Biraz yaşı var denebilir, 30 yaşında sanırım ama bu kadar da ticari düşünerek olmaz ki. Bir yıl sonra sat, 6'ya hatta 5'e sat. Satamazsan bir Süper Lig takımı bulursun 4-5 milyon Euro verecek.
Geçen yıl gelenlerin neredeyse hepsi satılıyor. Elano'yu da muhtemelen satıcaklar, ki en mantıklısı o. Hatta devre arasında gelenlerden de bir tek Neill kaldı. Bu transfer politikasını anlamakta zorlanıyorum. Jo ve Dos Santos kalsın demiyorum, hiçbiri için tek başına illa kalması lazım denemez belki, Ama bir tutarlılı, bir politika gerekir. Keita geçen yıl bence takıma en çok faydası dokunan isimdi. En önce onu gönderdiler. Üstelik sağ kanattaki diğer alternatif Uğur'u da Ankargücü'ne verdiler, sağ kanat forvet gibi oynayabilen Dos Santos'u da almayacaklarını açıkladılar!
Keita, geçen yıl 27 lig 11 Avrupa kupası maçında oynadı, 5 gol ligde, 5 gol de Avrupa'da attı. 1 maç da kupada oynadı.
8 Haziran 2010
Gordon Schildenfeld'in Beşiktaş macerası
Bence Türkiye'de futbol dünyasının nasıl yönetildiği ve bazı fahiş hataların hayatını ticaret yaparak kazanmış insanların yapabileceğinden daha 'fahiş' olduğunun bir örneği de Gordon Schildenfeld adlı Hırvat futbolcunun Beşiktaş macerasıdır. Hikaye özetle şöyle: Beşiktaş Şubat 2008 Dino Drpiç adlı Hırvat stoperi transfer etti. Birkaç gün sonra, futbolcunun antrenman sonrasında şortunu indirip kameralara kıçını gösterdiği youtube görüntüleri Türkiye'de tıklanma rekorları kırdı. Beşiktaş Kulübü de bu ahlaksız futbolcuyu almamaya karar verdi ve transferden vazgeçti.
Buraya kadar tamam denebilir. Aslında bu kıç gösterme hareketini Avrupa kültüründe bizdeki kadar ahlaksız kabul edilmediği, 15 yaşında çocukların birbirlerine hakaret amacıyla sokaklarda kıçlarını gösterdikleri veya bir transferin bu kadar basitçe iptal edilmesi veya hatta yapılmasının garipliği gibi konular tartışılabilir. Ama yine de buraya kadar tamam diyelim. Transfer için genelde düşünülen birkaç isim vardır. Kulüpler ilk adayla anlaşılamayınca diğerine yönelirler. Drpiç'ten vazgeçildi ama Beşiktaş kulubünün uzun ve detaylı araştırmalar sonucu belirlediği diğer stoper adayı da, dünyanın başka bir yerinde değil, Drpiç'in yanıbaşındaydı. Evet Beşiktaş'ın aradığı 2 stoper de Dinamo Zagreb'deydi. Veya, Beşiktaş'ın Drpiç'i satan menejerden ve de Dinamo Zagreb kulubünden bir transfer yapma zorunluluğu vardı. Hemen apar topar aynı takımdaki diğer stoper Gordon Schindenfeld transfer edildi. Üstelik onun kıç açma görüntüleri de yoktu. Daha da iyi olmuştu.
Zaten Sinan Engin de önce Gordon'u istediklerini ama fiyatta anlaşamadıklarını, bu nedenle ikinci tercihleri olan Drpiç'e yöneldiklerini açıkladı. Ama kıç açma görüntüleri ortaya çıkınca, Beşiktaş kesenin ağzını biraz daha açmış olacak ki, ilk tercihlerine geri döndüler! Sinan Engin, çok iyi bir oyuncuyu kadrolarına kattıklarını da daha sonra ekledi. Bu iyi oyuncunun bonservis bedeli 2 milyon Euro'ydu.5 ay sonra, aynı Beşiktaş yöneticileri Gordon'un yerine Panathinaiokos'dan yine Hırvat Seriç'i transfer ettiler. Aynı Sinan Engin, Gordon'la kıyaslanırsa 'Maradona'yı aldıklarını söyledi! Seriç şimdi nerede ne yapıyor bilmiyorum. Ama Gordon'u önce Duisburg, sonra da Sturm Graz takımlarına kiraladılar. Kiraladılar derken, yanlış anlaşılmaması için oyuncunun aldığı yıllık ücretin büyük kısmının Beşiktaş tarafından ödenmeye devam ettiğini, ve ayrıca bir kira bedeli de alınmadığını belirtmek gerekir.
Bu süreçte Gordon'u Dinamo Zagreb'e geri satmaya çalıştılar ama bir anlaşma olmadı. Şimdi Beşiktaş kulübü bu oyuncuyu satmış. Kiralık oynadığı Sturm Graz'a. Bonservis bedeli 500.000 Euro. Daha doğrusu, sözleşmesi gereği 2 yıldır oynamadığı halde Beşiktaş'tan para almaya devam eden, ve hala 500.000 Euro alacağı olan oyuncunun alacağından vazgeçmesi karşılığında.
Bu transferle Beşiktaş kulübü kadrosundaki yabancı sayısını, yeni düzenlemeyle izin verilen, 10 sayısına düşürmüş oldu. İşte size 10 yabancılı bir büyük Türk külübü! İşte size bir transfer hikayesi.
Etiketler:
Beşiktaş,
Dino Drpiç,
Gordon Schindenfeld,
Seriç,
sinan engin,
transfer
12 Mayıs 2010
Sezon kapanırken... - 1
Sezon biterken, kısa kısa genel futbol gündemi üzerine düşünceler...
Ligde son durum: Sona 1 hafta kala Fenerbahçe şampiyon olacak gibi gözüküyor. Bu kadar kötü oynadıktan sonra, Fenerbahçe'nin bu noktada olması, Rijkaard'a da, diğer yabancı teknik direktörlere de, Türkiye'de her zaman top oynayarak kazanılmadığını göstermeli, anlatmalı. Şimdi futbol camiasındaki herkese, futbolculara, teknik direktörlere, yöneticilere ve medya mensuplarına bir anket yapsak, ligin en iyi top oynayan takımı hangisiydi desek, muhtemelen cevap Galatasaray olur. Veya daha bilimsel bir analiz yapıp, takımların oynadıkları en iyi 20 dakikaları seçsek, Galatasaray'ın 10-12 maçı var, açık ara üst düzey top oynadı, ve birkaç maçta da 20 dakikada 7-8 pozisyon, 3 gol gibi istatiskler oluşturdu. Buradan alınacak çok dersler var.
Bursaspor'un şansı da azımsanmayacak düzeyde. Trabzon Fenerbahçe için bela mıdır? Evet, beladır, ben muhtemel bir Trabzon surprizine inannıyorum. Hiç belli olmaz, son dakikada bile golü atıp işi bitirebilirler. Ama geçen hafta Galatasaray'ın kaybetmesi Bursa'nın şansına bir darbe daha vurdu. Artık Beşiktaş son hafta kazanırsa 3. olma şansına sahip. Bir süredir hedefsiz kalmış rahat bir takım için de önemli bir hedef bu. Matematiğe dökecek olursa, sonuçta hem Trabzon'un hem de Beşiktaş'ın performanslarının Bursaspor lehine olması ibreyi biraz Fenerbahçe lehine çeviriyor, ama hala Bursaspor'un ciddi bir şansı var.
Kısa kısa gelelim diğer aklımıza gelen konulara,
Mehmet Topal transferi: Valencia 4 milyon Euro vermiş, bizimkiler 6 istiyormuş. Benim anlayamadığım bir şey var; Galatasaray'da başka bir ön libero yok, Sarp tam anlamıyla yeterli değil. Aslında Topal da yeterli değil. Belki hep sıkıntılı savunmalarla oynadığı için çocuğun hücum özellikleri gelişemedi. Top oynamak ve topluca oynamak üzerine kurulu Rijkaard-Neskens sisteminde en önemli adam kim? Ön libero. Hatta zaman zaman 2 ön libero. Kadroda görünürde bir tane var, o da yeterli değil. O zaman nasıl olur da bu adamı satmayı düşünürsun?
Veya başka bir mantıkla bakalım. 4-6 milyon Euro civarında etrafta alabileceğin ön liberolar mı dolu? Bu isimler Mehmet Topal'dan, yetersizliğine rağmen, daha mı iyi? Hadi bir tane buldun, sana 2. lazım değil mi? Türk statüsünde alabileceğin ön libero var mı? Zaten dünyada kaç tane 28-30 yaşın altında, gerçekten Rijkaard'ın istediği çift yönlü oyunu oynayabilen, 6 milyon Euro'dan ucuz ön libero vardır? 20 tane var mıdır? Bence yoktur. Varsa da Valencia bunlarla ilgilenmiyor, ama Topal'la mı ilgileniyor???
Mehmet Aurelio transferi: Aurelio her zaman denenebilecek bir isimdir. Ucuzsa, veya bonservisi elindeyse, al kadrona koy. Üstelik Türk oynuyor. Her zaman işine yarayabilir. Kişiliği de sorunlu olmadığıdan, verim alamazsan da oynatmazsın, başına dert olmaz. Ama gelecek sezonun Rijkaard-Neskens takımının ön libero olarak güvendiği isim Aurelio olamaz.
Satılacaklar:
Bence Arda Turan gitmeli. Geçen sezon gitmeliydi, hem kendisini geliştirmesi için, hem de Galatasaray adına. Bu sezon çeşitli biçimlerde hep sansasyon yaptı ve beklenen performansı da veremedi. Kalırsa gelecek yıl daha da kötü olacak. Bunda kendisinin de kulübün de çok bir kabahati yok belki, ama bu ortamda böyle oluyor. Bence 8 - 12 milyon Euro aralığında satılabilir. Aslına bakarsanız Hasan Şaş olmamak için son şansı.
Galatasaray'a çok fayda sağlamasa da, bence Elano kötü futbolcu değil. Ama daha hızlı oynayan, defansın arkasına daha çok adam kaçıran bir takımın oyuncusu. İşe yarar mı? yarar. Ama dünya kupasında iyi oynadı, vitrin yaptı, güzel para verdiler, o zaman şahane satılır bence. 12-15 aralığı olabilir. Veren olursa tabii, veren yoksa , bırakın oynasın.
Ben Mustafa Sarp ve Barış Özbek'i biraz bu takımın teknik seviyesinin altında buluyorum. Her ikisi de satılabilir, ama yerlerine aynı fiziksel niteliklerde adamlar alınması için.
Galatasaray'ın başka da satabileceği adam yok gibi görünüyor. Leo Franco'ya da gitti gözüyle bakıyoruz tabii.
Soygun düzeni: İstanbul'da Emre'yle konuşuyoruz, gerçekten soygun düzeni var sanırım. Bu oyuncuların aldığı paralar nedir kardeşim? Şimdi mesela Fenerbahçe'de Emre, Alex ve Guiza yılda 3.5 milyon euro alıyorlar. Soruyorum, dünyada başka bir takımda bu parayı almaları mümkün mü? Geç Beşiktaş'a, Ferrari geçen yıl İtalya'da 600.000 Euro'ya imza atmış.
Beşiktaş'a transfer olunca sözleşmesi yıllık 2.5 milyon Euro'ya çıkmış. Bu nasıl iştir? Burada bir soygun kokusu yok mudur? Nobre yıllık 2.4 milyon Euro alıyor. Brezilya'da oynasa alacağı para muhtemelen 750.000 Euro, hadi bilemedin 1 milyon. Nihat Kahveci yine 3.5 milyon euro. Delgado da, yıllık 2.1 milyon Euro'yu indiriyormuş cebe. Kimdir bu çocuk? Nasıl bir kariyeri var? Daha önce oıynadığı tek ciddi takım FC Basel, orada başarılı olmuş ama Türkiye Ligi'nin oradan kat be kat daha sert ve mücadeleci bir lig olduğunu 7 yaşındaki çocuklar bile biliyor. Daha da basit bir soru var aslında; Getafe'den 250.000 Euro alan İbrahim Kaş bile, neden kendi memleketinde Beşiktaş'la anlaşınca 800.000 Euro'ya imza atıyor. Birisi bana bunu açıklasın mümkünse...
Galatsaray Jo denen adama 4 ay için yaklaşık 1 milyon euro para ödüyor. Belki diğerleri kadar fahiş değil ama fazla bir faydası olmayan Elano için de yıllık 3 milyon Euro ödeniyor. Hadi Elano Brezilya milli oyuncusu, belki yatırım gözüyle de bakılabilr. Peki Leo Franco gibi bir kaleci, Katar ve Japon ligleri de dahil, dünyanın neresinde yıllık 2.5 milyon euro alabilir??
Sercan transferi: Muhtemelen bu işte para konuşacak. Para konuşunca da genelde Fenerbahçe kazanır. Galatasaray'ın 10 milyon falan gibi bir para vermesi mümkün değil ama Fenerbahçe verebilir, hele de Bursa şampiyon olursa. Yurtdışından da bu paraları kimse vermeyeceğine göre.
Necati Fener'e gider mi?: Gider, tam da olur bence. Yani çok başarılı olur anlamında demiyorum ama, kariyer ve gidişat çok uygun. Necati Galatasaray'a kızgın ve kırgın. Bu durumdaki sezonu iyi geçirmiş bir forvetin yapacağı da tam olarak Fener'e gitmek olur. Ne olur? işte her zamanki gibi olur, birkaç gol atar, onun dışında yedek kulübesinde Semih'in yerini doldurur. İyi futbolcu da, biraz ağır modern futbol için, gerçi Fenerbahçe de biraz ağır oynuyor zaten.
Etiketler:
arda turan,
Beşiktaş,
Bursaspor,
Elano,
Fenerbahçe,
Frank Rijkaard,
Galatasaray,
Mehmet Topal,
Necati,
Neskens,
Sercan,
şampiyonluk,
transfer,
transfer ücretleri
23 Ocak 2010
Galatasaray'in yeni transferleri
Henüz transfer dönemi kapanmadı ama son günlerdeyiz. Sezon başında transferin en parlak takımı Galatasaray'dı, ara transfer döneminin de en parlak takımı net Galatasaray oldu. Öncelikle ihtiyaçlara bir bakalım. Bence savunmacı şarttı, mümkünse sağlam bir stoper, savunmayı de yönetebilecek bir isim. Galatasaray'ın savunması idare eder diyenlere, mesela Hıncal Uluç'a, bu noktada bir çift sözüm var.
Servet, 2 yıl önceki formundan çok uzak, artık yaşlanmaya ve yavaşlamaya başladı, her an sakatlanma riski var. Gökhan Zan zaten müzmin sakat, zaten de iyi bir stoper değil. Emre Aşık artık 36 yaşında, Emre Güngör geldiğinden beri sakat, tam nasıl bir oyuncu olduğunu daha anlayamadık. Bunların yanında Hakan Balta da bence orta sahada daha başarılı olabilecekken, bek oynuyor. Evet bu sayılanlar aynı zamanda milli takımın da savunması ama iyi olduklarından değil, Türkiye'de son yıllarda savunmacı yetişmediğinden. Bu savunmaya tecrübeli, doğru savunma oyununu bilen bir adam şarttı, kağıt üzerinde oldu bence. Lucas Neill, 31 yaşında ama aktif olarak Premier Leauge'de oyanayan bir savunmacı. Dünyanın en zor ve belki de en sert liginden bahsediyoruz. Zaten daha genç olsa, öyle devre arasında bu paralar getirmeniz mümkün olmaz. UEFA maçlarında oynayabilecek olması çok büyük avantaj. Bu noktada savunmacı transferinde en önemli şartlardan birisi bu olmalıydı ki, şu anda UEFA'da oynamamış, makul fiyata alınabilecek, kaliteli ve tecrübeli kaç tane savunma oyuncusu bulabilirsiniz? Kewell'la da yarenlik ederler:) Neill, Doğru ve bilinçli bir transfer gibi görünüyor.
Diğer mevkiiye gelince, Galatasaray taraftarının gönlünde hep bir oyuncu kurucu var, şöyle iyi top kullanabilen, ara paslar atabilen, icabında kaleyi de düşünen, hatta biraz da takıma liderlik edebilecek bir oyuncu istiyorlar. Ama yok, yani ortalıkta böyle oyuncu bulmak mümkün değil, hele de ara transferde, hele de 10 milyonun altında bir paraya. Bulursanız alın, ama ben o bahsi geçiyorum. İşte Elano'yu aldılar, o da 10 milyon zaten, kimse beğenmedi. Bence o mevkide, ihtiyaca göre biraz geri de oynayabilir, daha forvet arkası gibi de oyanyabilir, Rijlkaard'ın Elano'yu kullanmaya çalışması gerekiyor. Hele de Baros'un sakatlığı uzayınca, Galatasaray forvetsiz kaldı. Nonda çok formsuz, zaten formlu hali de hiçbir zaman çok tatmin edici olmadı. Serkan Çalık denilen çocuğu Gençlerbirliği'ne sattılar. Bir de Kewell var işte, joker gibi, nerde sıkıntı olsa 'gel koçum' diyebiliyorsun. Bu arada gerçekten Galatasaray'a Hagi'den bu yana gelen en iyi futbolcu olduğunu düşünüyorum, futbolu, profesyonelliği ve hatta sempatikliğiyle...
Jo, biraz daha soru işareti. Ama risk almadan da bu iş olmuyor. Jo, CSKA'dayken Wagner Lowe ile birlikte büyük sükse yapmıştı. Sonrasında İngiltere'de aradığını bulamadı, ama hala çok genç, şu an 22 yaşında. Yani ikinci çıkış dönemini Galatasaray'da yaşaması mümkün. Galatasaray Jo'yu beğenirse sözleşmesini uzatıp, sezon sonunda bonservisini de almak için aldıysa, ümit veren bir transfer gibi düşünülebilir. Ama bu sezon UEFA'da da oynayamayacağı için, Baros yokken ligde golcü olarak oynasın diye alındıysa doğru seçim değil bence. Bu düşünceyle transfer yapılacaksa, daha düz ama daha gölcü bir forvet almak gerekirdi. Gol vuruşunu bilen, düz oynayan, biraz daha tecrübeli, disiplin sorunu falan olmayan Boyd gibi birisi olmalıydı. Jo zaman zaman kulüp yönetimleriyle problemler de yaşayan bir oyuncu. Bol orta yapmayı seven Galatasaray orta sahası için çok önemli bir avanatajı uzun boylu olması. O da Elano'nun yol arkadaşı gibi, hem CSKA'da, hem de Manchester City de birlikte oynadılar sanırım.
Haldun Üstünel bir transfer daha yapacak deniyor ama bilemiyorum. Peki o zaman nereden geliyor bu değirmenin suyu? Daha 1 yıl önce futbolcu alacak para bulunamazken, ara transferde 3 tane yabancı almak, elindeki 2 oyuncunun sözleşmelerini fesh etmek, bunlar maliyetli işler. ancak Jo'yu şu an ihtiyaç duyulan, UEFA Kupası'nda da oynayacak ana forvet transferi olarak düşünmediğimize göre oynayacak bir forvete daha ihtiyaç var gibi. Dos Santos doğru isim mi? O da bir soru işareti ama Barcelona altyapısından yetişen ve Rijkaard'ın iyi tanıdığı bir isim. Bu sezon hiç Avrupa maçında oynamamış sanırım. Bir dönem dünyanın yıldız adayları arasında sayılıyordu, 17 yaşında Barcelona A takımında oynadı. Sonrasında Tottenham'da o da aradığını bulamadı. Ama yine de öyle ucuz değildir bu transfer, eğer bonservisiyle alınacaksa, çünkü futbolseverlerin 3 yıldır adını bildiği bir isim ve daha 20 yaşında. Haldun 'Premiership'de sıkıntı yaşayan kaliteli futbolcular' kaynağını bulmuş, habire deşiyor gibi bir durum var.
Lincoln - Hamit takası bana daha gerçekçi görünüyor. 27 yaşında, memnun kalmazsan Türkiye'de satabilirsin, Avrupa'da o da bu sezon maç yapmamış sanırım. Eh Lincoln'un de turşusunu kurmamak lazım, başka alıcı da zor bulunur artık.
Bu ara transfer döneminin en güzel haberi Gökhan Ünal'ın gelmemesi, üzerine kaymağı da Fenerbahçe'ye gitmesi oldu.
Etiketler:
ara transfer,
Galatasaray,
Haldun Üstünel,
Jo,
Lucas Neill,
transfer
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










