Fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Şubat 2011

Fenerbahçe, TOKİ ve imar planı tadilatları

Açıkça görülüyor ki, mesele Galatasaray ve TOKİ meselesi değildir. AKP yönetimi, TOKİ ve belediyeler eliyle spora da müdahale etmekte, oraları da rantı bir araç olarak kullanıp kontrol etmek derdindedir. Sabah'tan Erhan Öztürk aktarıyor:

30 yıllığına kiralanan arsa önce Kulübe satıldı, ardından plan tadilatıyla sosyal tesis yapma hakkı tanındı. Kulüp şimdi de, aynı arazide konut ve otel yapmak istiyor.

Ataşehir'deki 58 dönümlük araziyi, spor salonu yapmak için 30 yıllığına yıllık 305 bin lira kira bedeli karşılığında tahsis ettiren Kulüp, hemen ardından, imar planlarında spor tesisi alanı olarak yer alan araziye, kültürel ve sosyal tesis yapmak için Başbakanlık Toplu Konut İdaresi (TOKİ) ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne başvurdu. Büyükşehir Belediyesi, TOKİ'nin de muaffakatnamesini alarak planı onayladı. Böylece, yaklaşık 45 bin metrekare inşaat hakkı elde edildi. Kulüp daha sonra, 2009'un bitimine üç gün kala, tahsisli arazinin tapusunu almak için tek başına ihaleye girerek araziyi 58.2 milyon liraya satın aldı. Fenerbahçe, geçtiğimiz aylarda bir kez daha Büyükşehir'in kapısını çalarak, bir plan tadilatı daha istedi. Teklifte, arazinin planlarına otel ve konut alanı eklenmesi talep edildi. Ayrıca, eski plana göre 45 bin metrekare inşaat yapılabilecek araziye 2.07 emsal talebinde bulunan kulüp, planın kabulü halinde ekstradan 155 bin metrekarelik inşaat hakkı elde edecek. Teklifin meclisten geçmesi durumunda, kulübe yaklaşık 1 milyar dolarlık bir 'katkı' sağlanmış olacak. Büyükşehir Belediyesi'nde kabul edilen "Finans Merkezi" projesi için yürütmeyi durdurma kararı aldıran Mimarlar Odası ise yeni plan ve teklifler için de yargıya gitmeye hazırlanıyor. Mimarlar Odası Başkanı Eyüp Muhçu kulüplere değil, yeşil alanların yok edilmesine karşı olduklarını vurgulayarak, "Bölgeye ciddi bir yoğunluk getiren projeyle ilgili yeniden yargıya gideceğiz" dedi.

23 Temmuz 2010

Real mi? Fener mi?

Bu soruya allahaşkına hangi futbolcu 'Fener' diye cevap verir? Üstelik kariyerinin başında genç bir yıldız adayıysa?
"Fransız Lille'in süper yeteneği Eden Hazard için 19 milyon Euro'yu gözden çıkardıklarını anlatan Yıldırım, futbolcunun Fenerbahçe'yi tercih ettiğini; ancak Real Madrid'in 24 milyon Euro'luk teklifinin işleri karıştırdığını aktardı. Şilili Alexis Sanchez ile 2010 Dünya Kupası'ndan önce temasa geçtiklerini ve 20 milyon Euro fiyat aldıklarını kaydeden Yıldırım, Udinese 30 milyon Euro'ya çıkınca bu isimden vazgeçtiklerini belirtti. "

Alexis Sanchez için de birinin 30 milyon vermiyor olması ilginç tabii.

Bu arada Getafe Başkanı, Guiza için Fenerbahçe'nin istediği 5 milyon Euro bonservisinin yüksek olduğunu, veremeyeceklerini söylemiş. Yorumsuz.

13 Haziran 2010

Christoph Daum'un 2. Fenerbahçe macerası

Bir başka hikaye de Fenerbahçe'den. Bu hikayeye herkes daha bir vakıf. Aziz Efendi sezon başında tercihini Daum'dan yana kullandı. Hem kupada, hem de ligde son ana kadar geldiler, ama iki kupayı da kaybettiler. Bence bu sezon Fenerbahçe başarısız sayılmaz. Kupada Trabzon'a finalde yenildiler. Zaten 28 yıllık lanet var, bir de Trabzon'un kendilerine karşı olan hislerini düşününce, bu başarısızlık sayılmaz. Ligde de hem Beşiktaş'ı geçtiler, hem de daha flaş bir teknik direktör ve de daha derinlikli bir kadroya sahip olan Galatasaray'ı geçtiler. Bursaspor sürprizine karşı son maçta kilidi açamadılar.

Ama, ferman kesildi, Daum gönderildi. Bunu bilmeyen yok. Yine de Daum Almanya'dan tuhaf açıklamalar yapıyor. Sanki avukat tavsiyesiyle hazırlanmış sözler; 'Fenerbahçe'deki geleceğim belirsiz' falan gibi tavırlar, 'Ben devam etmek istiyorum' sözlerini de araya serpiştirip, yarın bir gün yargı karşısında kendisini rahatlatacak açıklamalar yayınlanıyor her gün spor gazetelerinde. Halbuki biz biliyoruz ki, kulübün kapısından içeri girmek bile istemiyor.

Meselenin özünde yapılan sözleşmeler var. Konu gayet basit ve açık: Daum ve ekibinin 2'şer yıllık daha sözleşmeleri var. Yapılırken, 'Ne yapın, edin, Daum'u getirin!' talimatı gereğince hazırlanmış, 'gelecek sezona bu adamı yollarsak nasıl yaparız?' sorusunun cevabı hiç düşünülmemiş sözleşmeler... Neredeyse her yıl teknik direktör değiştiren bir takımda bu sorunun cevabı nasıl düşünülmez?? 10 yılda 11 teknik direktörü bilfiil kendisi değiştiren bir işadamı, en azından 10 yıllık tecrübeden sonra bu hatayı nasıl yapar, ben gerçekten anlamakta güçlük çekiyorum. Hatta daha doğrusu, bunların hata olduğuna inanmakta güçlük çekiyorum. Veya 'onu da o zaman düşünürüz!' mü diyorlar acaba? Aziz Yıldırım şirketini bu kafayla yönetmiş olsa, bu kadar zengin olabilir miydi? Kim kimin parasını çarçur ediyor, bunlara iyi bakmak lazım. İşte Fenerbahçelilerin çok sevdiği büyük başkanın Daum ve ekibiyle yaptığı sözleşmelerin yıllık bedelleri:

- Christoph Daum 3.2 milyon Euro 
- Ronald Koch 600 bin Euro 
- Gehrke : 300 bin Euro 
- Ayhan Tumani: 100 bin Euro 
- Marcel Daum: 100 bin Euro (Daum'un oğlu!)
- Toplam: 4,3 milyon Euro


Hepsinin sözleşmeleri 3'er yıllık, 1 yılı geçti, 2 yıllık alacakları var. Toplam alacakları para 8,6 milyon Euro. Bunu kuruşuna kadar da almadan kimsenin bir yere gitmeye niyeti yok. Neymiş? Fenerbahçe kurumsallaşıyormuş. Hangi kurumsallık bu anlayışı kaldırır? Neymiş Fenerbahçe gelirlerini arttırmış? Evet doğru, yatak örtüsünden köpeğinin evine kadar Feneriumlarda ne varsa alan bir dünya Fenerli var, ama taraftarın şunu da anlaması lazım ki, parayı bu kadar kötü harcarsanız, ne kadar çok kazandığınızın fazlaca bir önemi olmaz. Neymiş? büyük başkanmış, masaya yumruğunu vuruyormuş! Hadi bakalım, Daum orada, sözleşmeler masada....

Yeri gelmişken, 
Ahmet Çakar'ın bir skeçini hatırladım; Aragones'le Del Bosque, İspanya'da böyle pahalı bir kulübün lokalinde konyaklarını yudumluyorlar. 
Del B - Ya ne acaip yerdi orası, gittik, başkan şöyle dedi....
Aragones - Evet ya, ben de şunları şunları....
Del B - Neyse, sen paranı aldın mı, paranı?
Aragones - Aldım yav, aldım tabii, 8 milyon!
Del B - Şerefe!

17 Mayıs 2010

Bursa'ya tebrik, Fener'e gülümseme

Bugün tum türkiye bursalı gibi. Onun için herkesi tebrik ediyorum. Türk futbolunda bir şeylerin değişmesi adına önemli bir adım olduğunu düşünüyorum. Mesele herhangi bir takımın ilk defa şampiyon olmasından çok farklıdır. 

Ertuğrul Sağlam'ı da anmadan geçmemek lazım. Pennsylvania cemaatinin bir üyesi olduğu bilindiği için kendisinden çok hoşlanmıyorum ama başarılı olduğunu vurgulamak lazım. Beşiktaşlılar kına yaksınlar, bence ligin en başarılı antrenörünü gönderdiler. Çok önemli bir özelliği var, iri konuşmalardan kaçınıyor ve basınla fazla yüz göz olmuyor. Bu sayede Türkiye'de ayakta kalma süresi biraz daha uzuyor. 

Fenerbahçeli kardeşlerimize de geçmiş olsun diyorum. Hakkaten büyük azap, fenerli olmak. Bence kupa lanetine bir de son haftaya kalan şampiyonluk laneti eklendi. Maç çok ilginç oldu, ben trabzonun gölüyle izlemeye başladım maçı, tam geldim, gol oldu. (Tabii oradan da kendime bir pay çıkarttım) Golden önce de 3 tane falan net pozisyonu varmış fenerin. Maçın kalan kısmında da bastı da bastı, ama atamadı. Onur kalede devleşti, Galatasaray maçında da böyle olmuştu. Fenerbahçeli oyuncular da büyük bir stres ve baskı vardı, sanırım gol biraz da bundan gelmedi. Alex bile kalecinin üzerine nişanladı. 

Ama ben olaya şöyle de bakıyorum. Herkes Bursaspor şampiyon olsun istedi. Fenerli olmayan herkes, hatta Fenerli olanların bile küçük bir kısmı istedi. Sanki bu enerji biraz da korudu Trabzon kalesini. Aslında Fenerlilerin alması gereken ders bu olmalı. Türkiye'de herkes biraz Fenerbahçe düşmanı, ya da nefret ediyor Fenerbahçe'den.  En antipatik takım anketlerinde hep en önde gidiyor Fenerbahçe. Bunun tek gerekçesi de 'meyve veren ağaç taşlanır' olamaz, ortalıkta sepet dolusu meyve de yok zaten.

Fenerliler biraz bunun nedenlerini düşünmeli bence. Bir de tabii aziz yıldırım denilen şahıs ve temsil ettiği başkan profilinden bizi biraz kurtarmalı. 


12 Mayıs 2010

Sezon kapanırken... - 1

Sezon biterken, kısa kısa genel futbol gündemi üzerine düşünceler...

Ligde son durum: Sona 1 hafta kala Fenerbahçe şampiyon olacak gibi gözüküyor. Bu kadar kötü oynadıktan sonra, Fenerbahçe'nin bu noktada olması, Rijkaard'a da, diğer yabancı teknik direktörlere de, Türkiye'de her zaman top oynayarak kazanılmadığını göstermeli, anlatmalı. Şimdi futbol camiasındaki herkese, futbolculara, teknik direktörlere, yöneticilere ve medya mensuplarına bir anket yapsak, ligin en iyi top oynayan takımı hangisiydi desek, muhtemelen cevap Galatasaray olur. Veya daha bilimsel bir analiz yapıp, takımların oynadıkları en iyi 20 dakikaları seçsek, Galatasaray'ın 10-12 maçı var, açık ara üst düzey top oynadı, ve birkaç maçta da 20 dakikada 7-8 pozisyon, 3 gol gibi istatiskler oluşturdu. Buradan alınacak çok dersler var.
Bursaspor'un şansı da azımsanmayacak düzeyde. Trabzon Fenerbahçe için bela mıdır? Evet, beladır, ben muhtemel bir Trabzon surprizine inannıyorum. Hiç belli olmaz, son dakikada bile golü atıp işi bitirebilirler. Ama geçen hafta Galatasaray'ın kaybetmesi Bursa'nın şansına bir darbe daha vurdu. Artık Beşiktaş son hafta kazanırsa 3. olma şansına sahip. Bir süredir hedefsiz kalmış rahat bir takım için de önemli bir hedef bu. Matematiğe dökecek olursa, sonuçta hem Trabzon'un hem de Beşiktaş'ın performanslarının Bursaspor lehine olması ibreyi biraz Fenerbahçe lehine çeviriyor, ama hala Bursaspor'un ciddi bir şansı var.

Kısa kısa gelelim diğer aklımıza gelen konulara,

Mehmet Topal transferi: Valencia 4 milyon Euro vermiş, bizimkiler 6 istiyormuş. Benim anlayamadığım bir şey var; Galatasaray'da başka bir ön libero yok, Sarp tam anlamıyla yeterli değil. Aslında Topal da yeterli değil. Belki hep sıkıntılı savunmalarla oynadığı için çocuğun hücum özellikleri gelişemedi. Top oynamak ve topluca oynamak üzerine kurulu Rijkaard-Neskens sisteminde en önemli adam kim? Ön libero. Hatta zaman zaman 2 ön libero. Kadroda görünürde bir tane var, o da yeterli değil. O zaman nasıl olur da bu adamı satmayı düşünürsun?
Veya başka bir mantıkla bakalım. 4-6 milyon Euro civarında etrafta alabileceğin ön liberolar mı dolu? Bu isimler Mehmet Topal'dan, yetersizliğine rağmen, daha mı iyi? Hadi bir tane buldun, sana 2. lazım değil mi? Türk statüsünde alabileceğin ön libero var mı? Zaten dünyada kaç tane 28-30 yaşın altında, gerçekten Rijkaard'ın istediği çift yönlü oyunu oynayabilen, 6 milyon Euro'dan ucuz ön libero vardır? 20 tane var mıdır? Bence yoktur. Varsa da Valencia bunlarla ilgilenmiyor, ama Topal'la mı ilgileniyor???

Mehmet Aurelio transferi: Aurelio her zaman denenebilecek bir isimdir. Ucuzsa, veya bonservisi elindeyse, al kadrona koy. Üstelik Türk oynuyor. Her zaman işine yarayabilir. Kişiliği de sorunlu olmadığıdan, verim alamazsan da oynatmazsın, başına dert olmaz. Ama gelecek sezonun Rijkaard-Neskens takımının ön libero olarak güvendiği isim Aurelio olamaz.

Satılacaklar:
Bence Arda Turan gitmeli. Geçen sezon gitmeliydi, hem kendisini geliştirmesi için, hem de Galatasaray adına. Bu sezon çeşitli biçimlerde hep sansasyon yaptı ve beklenen performansı da veremedi. Kalırsa gelecek yıl  daha da kötü olacak. Bunda kendisinin de kulübün de çok bir kabahati yok belki, ama bu ortamda böyle oluyor. Bence 8 - 12 milyon Euro aralığında satılabilir. Aslına bakarsanız Hasan Şaş olmamak için son şansı.
Galatasaray'a çok fayda sağlamasa da, bence Elano kötü futbolcu değil. Ama daha hızlı oynayan, defansın arkasına daha çok adam kaçıran bir takımın oyuncusu. İşe yarar mı? yarar. Ama dünya kupasında iyi oynadı, vitrin yaptı, güzel para verdiler, o zaman şahane satılır bence. 12-15 aralığı olabilir. Veren olursa tabii, veren yoksa , bırakın oynasın.
Ben Mustafa Sarp ve Barış Özbek'i biraz bu takımın teknik seviyesinin altında buluyorum. Her ikisi de satılabilir, ama yerlerine aynı fiziksel niteliklerde adamlar alınması için.
Galatasaray'ın başka da satabileceği adam yok gibi görünüyor. Leo Franco'ya da gitti gözüyle bakıyoruz tabii.

Soygun düzeni: İstanbul'da Emre'yle konuşuyoruz, gerçekten soygun düzeni var sanırım. Bu oyuncuların aldığı paralar nedir kardeşim? Şimdi mesela Fenerbahçe'de Emre, Alex ve Guiza yılda 3.5 milyon euro alıyorlar. Soruyorum, dünyada başka bir takımda bu parayı almaları mümkün mü? Geç Beşiktaş'a, Ferrari geçen yıl İtalya'da 600.000 Euro'ya imza atmış.
Beşiktaş'a transfer olunca sözleşmesi yıllık 2.5 milyon Euro'ya çıkmış. Bu nasıl iştir? Burada bir soygun kokusu yok mudur? Nobre yıllık 2.4 milyon Euro alıyor. Brezilya'da oynasa alacağı para muhtemelen 750.000 Euro, hadi bilemedin 1 milyon. Nihat Kahveci yine 3.5 milyon euro.  Delgado da, yıllık 2.1 milyon Euro'yu indiriyormuş cebe. Kimdir bu çocuk? Nasıl bir kariyeri var? Daha önce oıynadığı tek ciddi takım FC Basel, orada başarılı olmuş ama Türkiye Ligi'nin oradan kat be kat daha sert ve mücadeleci bir lig olduğunu 7 yaşındaki çocuklar bile biliyor. Daha da basit bir soru var aslında; Getafe'den 250.000 Euro alan İbrahim Kaş bile, neden kendi memleketinde Beşiktaş'la anlaşınca 800.000 Euro'ya imza atıyor. Birisi bana bunu açıklasın mümkünse...
Galatsaray Jo denen adama 4 ay için yaklaşık 1 milyon euro para ödüyor. Belki diğerleri kadar fahiş değil ama fazla bir faydası olmayan Elano için de yıllık 3 milyon Euro ödeniyor. Hadi Elano Brezilya milli oyuncusu, belki yatırım gözüyle de bakılabilr. Peki Leo Franco gibi bir kaleci, Katar ve Japon ligleri de dahil, dünyanın neresinde yıllık 2.5 milyon euro alabilir??

Sercan transferi: Muhtemelen bu işte para konuşacak. Para konuşunca da genelde Fenerbahçe kazanır. Galatasaray'ın 10 milyon falan gibi bir para vermesi mümkün değil ama Fenerbahçe verebilir, hele de Bursa şampiyon olursa. Yurtdışından da bu paraları kimse vermeyeceğine göre. 

Necati Fener'e gider mi?: Gider, tam da olur bence. Yani çok başarılı olur anlamında demiyorum ama, kariyer ve gidişat çok uygun. Necati Galatasaray'a kızgın ve kırgın. Bu durumdaki sezonu iyi geçirmiş bir forvetin yapacağı da tam olarak Fener'e gitmek olur. Ne olur? işte her zamanki gibi olur, birkaç gol atar, onun dışında yedek kulübesinde Semih'in yerini doldurur. İyi futbolcu da, biraz ağır modern futbol için, gerçi Fenerbahçe de biraz ağır oynuyor zaten. 


15 Mart 2010

n'olacak şu fener'in hali?


alternatif yazı başlığım, bir arkadaşımın önerisiyle "140 lira verdim!" şeklindeydi, ama editör bunu seçti...

cumartesi akşamı, fenerliyim diyen ama henüz maça gitmemiş 8 yaşındaki yeğenimi de aldım, bizim takımın gençler maçına gittim. çocuk görsün fenerbahçe maçı nasıl bir şey, bu takım nasıl büyük bir takım, taraftarı ne kadar çok, fenerbahçe nasıl güzel futbol oynuyor, vs...

bir kere, maça zamanında girmek mümkün değil, kilometrelerce kuyruk, o kuyruğun başında benim zor sığdığım bir turnike, biletten turnikeye barkod okutuluyor ve bir gorevlinin kaba kuvvetinin de yardımıyla turnike dönüyor. (bir de dönmese, o an bozulsa filan, kim bilir neler olur!). 2010 tc başkenti!

neyse maçın başlangıç düdüğünü içeriye girer girmez duyduk. ilk 2-3 dakika yer bulmak için nafile arayışlarla geçtikten sonra, benim arkamda kalan kuyruğu ve içeri girmekte olan binleri de düşününce, aslında insanların yürümesi için tasarlanmış merdivenlerin köşesine kıvrılıverdik. Efe, yok mu oturacak bir yer diye sordu, yok dedim, niye ki para verdik dedi, türkiye burası hayatım dedim, verdiğin parayı haram ettirmeden rahat etmezler (içimden).

daha onuncu dakika mıydı neydi, tam gözümüzün önünde, vederson karşı takımdan bi adamın (kusura bakmasın o kalabalıkta (tribünün kalabalığından bahsediyorum) adını göremedim) dizine bir taban, adam yerlerde kıvranıyor. geçen hafta alex'in yaptığı hareketin iki katı, kart yok. efe'den yorum: tv'den izlemek daha iyi sanırım, buradan pek görünmüyor. yok çocuğum, çıplak göz gibisi yoktur, kırmızı kartlık pozisyon hakem atladı...

sonrasında da anlatacak bir şey yok, gene sarı/kırmızı kartlık pozisyonlar, atlayan hakem. hele gökhan gönül'e arkadan dalan arkadaşa kırmızı göstermediyse, artık kırmızıyı kimseye gösteremez bu hakem...

son beş dakika: "fener gol gol gol, şampiyonluk gidiyor" tezahüratı, bunu duyan oyuncularda hafif bir kıpırdanma (söylemeden anlayamıyorlar), bir direk, bir pozisyon ama nafile: 0 - 0! ve hakikaten 0! böyle maç mı olur!?

gel de efe'yi bir daha maça götür. 3 saat ayakta bekle, çekirdek yemekten dilin şişsin, izlediğin futbola bak! yazıklar olsun! 140 lira verdim be!

9 Mart 2010

lütfen emre!

bu sene bir acaip oynuyor. sene başından beri müthiş bir form grafiği yakalamış durumda. her yerde o var. takım iyiymiş kötüymüş hiç farketmiyor da onun için, sürekli iyi oynuyor.

bence şu an itibariyle en formda türk oyuncu, hatta süper ligde daha iyi ve daha uzun bir performans olmadı bu sene. fenerbahçe'ye transfer olduğunda taraftarın şüpheyle baktığı bir isimken, artık taraftarın sevgilisi. sivas maçından lille maçına, bu sene onu izlediğim her maçta mest etti beni.

ama! nasıl olur da bir insan bu kadar sinirli olabilir? motivasyon aracı bu mudur yoksa? başka türlü bir ruh haliyle bu kadar iyi oynayamaz mı? ya da taraftarı bu kadar arkasına alamayacağını mı hissediyor acaba daha az sinirli olursa?

bana kalırsa, iyi hazırlanamadan başladığı son bir buçuk sezondan kalma bir alışkanlık bu ve acilen bırakmalı. insan iyi oynayamadığı, geride kaldığını hissettiği, bazı şeyleri ispatlamak zorunda kaldığı (fenerbahçelilik gibi) zamanlarda sinirlenir. hem çok antipatik, hem kendisi açısından çok yorucu, hem taraftar açısından çok yorucu, hem de takım için büyük risk bu davranışları. e artık iyi oynuyor, fenerbahçeliliğini ispatlamak zorunda değil, takımın en göz önündeki futbolcusu. bu durumda sinirin artık yerini ağabeylik, büyüklük, centilmenlik, efendilik, vs. gibi erdemlere bırakması lazım. lütfen emre!

bir de artık biraz kilo ver! antalya maçında basıp aldın, verkaçlarla ilerledin, bir de çalım atıp kaleciyle karşı karşıya kaldın, 5 kilo az olsan golü de atardın bana inan!

2 Mart 2010

Fenerbahçe Düşmanları

Aradıktan sonra bitmez ki düşman!

Yıllardır aynı hikaye. Sezon öncesi büyük gaz ve motivasyon, saçma sapan transferler, iri laflar, sezon sonuna doğru inen yelkenler, fenerbahçe düşmanları, i.ne federasyon, şahane hakemler...

Sıkılmadılar bu hikayelerden ve esas futbol seyircisi sıkılmadı. Hala gidebiliyorlar bu adamların arkasından, onları destekleyebiliyorlar. Yarın istifa etseler, n'olur bizi bırakmayın diye gösteri yaparlar, o derece...

Şimdi de, sanki takımın futbolu ortada değil, ne oynadığı belli değil, çıkmışlar "Fırat Aydınus" Fenerbahçe düşmanıdır! diye zehir zemberek açıklamalar yapıyorlar. Şahsen artık bu hikayelerden sıkıldığım için pek kulak asmadım ama, dun sony'den fırat aydınus'u aratmayacak hatalar gelince ve pes oynayamayınca, bir kanalda tek tek bütün pozisyonları izlemek zorunda kaldık grup olarak. ve de unutulmasın ki fenerbahçe taraftarıyım. güiza'nın çekildiği pozisyon dışında hakem hepsinde haklı veya haklı sayılabilir. hatta daha önce cristian'ı da atmalıyken, nedense atmıyor ve sarı gösteriyor. gazeteler şöyle yazıyor: "dakika 68, durum 1-1 ve ekrem atılmıyor!" niyeyse söyle yazmıyorlar: "dakika 47, durum 1-1 ve cristian atılmıyor!"

deniz'in golü ofsayt olarak yorumlanabilir, alex'in tekme kırmızı kart olarak yorumlanabilir, belediye'nin ikinci golü ofsayt havası var ama olmayabilir. bunların hepsi hakemin takdiridir, hiç bir şey diyemezsin. ancak adam olsan şunu dersin: "şans yüzümüze baktı da, cristian'a kırmızıyı çakartmadı, rezil olmadık en azından!"

ha bu arada, kasımpaşa'dan koray'ın pozisyonunda da kırmızı yok (you haven't ball, fırat aydınus ingilizcesiyle), son golde keita ofsaytta (bence), ve de emre toraman!!!! bunları da demezsek çatlarız...

26 Şubat 2010

KARA PERŞEMBELER BİTMEZ




galatasaray'ın turu caner'in saçmalamasından sonra gitmişti zaten, 90'da olmasa da 100'de atacaktı atletico, esas fenerbahçe 85'te atlıyoruz turu derken olmadı gene, cok kötü koydu sormayın gitsin...

fener benim tahminlerimin çok üzerinde bir oyun oynadı. dün alex de oynayabilseydi fark atabilirdik... ama beklemediğimiz yerden problem yaşadık: alex kötüydü uzun zamandır ilk defa. emre inanılmazdı, her yere bastı, bir şutu direkten döndü, bir şutu gol oldu, o 60-70ten sonra biraz fizik olarak düşünce, takım da düştü. emre dün tek başına takımdı yani, oynadığı zaman takım da oynadı, yorulduğunda takım bitti... deniz ilk defa iyi bi maç çıkarıyordu, guiza da fena değildi, daum deniz'i de guiza'yı da çıkardı, semih'i aldı ne alakaysa, rijkaard da tek top yapmaya çalışan elano'yu çıkardı. bence dün teknik direktörler kötülerdi. gerçi ikisinin de elinde cok alternatif yoktu ve değişiklikler sakatlıklara bağlandı maçların sonrasında ama, değişiklikler hep oyunu kötüleştirdi. semih kimdir oyunu kurtaracak? bu değişiklikleri ben de yapardım, zaten elde kalanlar belli diyip kestirip de atardım. ama nedense bir teknik direktör parıltısı göremedik dün akşam takımlarımızın kulübelerinde. mesela en azından rijkaard'ın yanında ayhan'dan iyileri vardı. (dos santos??!)


galatasaray'ın yüzde bin penaltısını vermedi hakem. ama ondan once de atletico'ya vermedi, reyes tık diye gecti servet'i, servet ona da baldırdan girdi, hakem vermedi. orta hakem kötü müydü? genel olarak, bence hayır, ama beşinci hakem bu durumlar için orada olduğuna gore, en azından besinci ve altıncı hakemler kötüydü... ikisi de birer penaltıyı es geçti... ama galatasaray caner'i ne yapsa yeridir, bu kadar salakça bi hareket uzun zamandır gormemiştim...


everton elenmiş bu arada, sporting 3 cekmiş dün, yani devamı daha kolay olacaktı gs için, olmadı. fb için iyi oynayarak elenmek hayırlı olmuş olabilir, liverpool'u görmemiş olduk bu sayede...

ama şahsen şunu rahatlıkla söyleyebilirim: lille iyi oynamadan ama bence atletico muthiş oynayarak atladı turu...

şimdi adnan polat maça çıkmadan diyor ki, kupayı istiyoruz, kendimize ve takımımıza güveniyoruz falan. bir dur bakalım ne olduğunu bil önce di mi...

sen forvetsiz takımdan nasıl final beklersin (pardon kupa(!)), tur gittikten sonra oyuna niye alındığını anlamadığım dos santos uğruna nonda'yı nasıl yollarsın? neill'e bile gerek yok, transferlerin en iyisi o olmasına rağmen. emre'yle servet bile oynar bu takımda fazla fark hissedilmez. sen nasıl nonda'yı yollarsın, bu durumda nasıl kupa beklersin, sen ne iş yaparsın?

geçen sene de kupa bekliyorken, tek stoper meira'yı yollayıp, kewell'ı rezil etmedi mi bu yönetim? meira olsaydı hamburg'u geçmiyo muydu galatasaray? kewell stoper oynayınca, bir anda durum değişmemiş miydi. bir sene kewell stoper, bir sene arda forvet, her iki sene de kupa bekleniyor, töbe töbe, resmen izansızlık!

öte yandan transfer yapmayan aziz yıldırım! muhteşem kadrosuyla 3 kulvarda savaşan falan felan... hepsi hikaye! dun biraz akıllı bi defans (neill mesela), ortalığı biraz toplayabilen (neill mesela), panik olmayan (neill mesela), tecrübeli (neill mesela) bir defans oyuncusu olsa, fener tur atlamaz mıydı? atlardı! e kaç para bu neill? bir milyon kusur. aziz yıldırım'ın çerez parası! almadı ama, prensip sahibi başkanımız(!), futbolcularına güvendi.

aslında yukarıdaki poster fotografları herşeyi açık seçik anlatıyor, boşuna yoruyorum kendimi.

sonuç: dün iki takımda da futbolcuların (caner hariç) hiç suçu yok bence. takımları kuran başkanlar, yönetim kurulları, bu transfer politikalarına yön veren teknik direktörler, diğer kadrolardır suçlu. sol bek deniz naapsın, sağ bek bekir naapsın, sağ açık gokhan naapsın, forvet arda naapsın, obur forvet caner naapsın (az sinirlenmesin!).

8 Şubat 2010

Endüstriyel Futbol Online!


Aşağıdaki liste www.futebolfinance.com adlı sitede yayınlanan, en çok tıklanan kulüp web sitelerini sıralıyor. Sıralama alexa.com, compete.com ve quantcast.com günlük özgün ziyaretçi sayılarının ortalamalarından derlenmiş. İlginç bir sıralama olmuş, çünkü ne takımların popülerliği, ne de taraftar sayılarına tam bir paralellik göstermiyor. 

Listenin en tepesine endüstriyel futbolun iki kalesi yerleşmişler. Arkalarında Arsenal var, ve ondan sonra büyük bir kopuş görülüyor. 4. sıradaki Bayern Münih Arsenal'in yaklaşık 1/8', Manchester'ın iste 1/15'i kadar ziyaretçi alabilmiş. Arsenal'in durumunu bilemiyorum ama açıkça görünüyor ki, 2 takım tüm dünyadan diğer takımlarla kıyaslanamayacak kadar çok izleniyorlar. Nitekim Manchester United toplam yıllık gelirinin %20'sinden fazlasını internet ortamında elde ediyor. 

2 Türk takımının da bu listede yer alması şaşırtıcı ve olumlu. Genelde elindeki potansiyeli kullanmada zayıf kalan takımlarımız, tam anlamıyla kullanmak denemezse de, internet sitelerini faal olarak çalıştırıyor ve dünya çapında büyük sayılarla izleniyorlar. Özellikle yurt dışında büyük taraftarı olan bu iki kulüp için de internet ortamı çok önemli ve anlaşılan etkin olarak kullanılıyor.  Marsilya'nın 7., Rangers'ın 9., Aston Villa'nın 14. sırada olmaları da listenin Türk takımlarıyla birlikte sürprizleri. 


The websites most visited clubs (number of unique visitors annually)
  1. Manchester United (England) - 452.7 million
  2. Real Madrid (Spain) - 271.6 million
  3. Arsenal (England) - 205.6 million
  4. Bayern Munich (Germany) - 27.8 million
  5. Liverpool FC (England) - 23.7 million
  6. Galatasaray (Turkey) - 16.7 million
  7. Olympique Marseille (France) - 16.1 million
  8. Internazionale (Italy) - 15.4 million
  9. Rangers FC (Scotland) - 14.5 million
  10. FC Barcelona (Spain) - 14.3 million
  11. Fenerbahce (Turkey) - 12.3 million
  12. AC Milan (Italy) - 12.5 million
  13. Chelsea FC (England) - 11.3 million
  14. Aston Villa (England) - 11.1 million
  15. Borussia Dortmund (Germany) - 6.3 million
  16. Corinthians (Brazil) - 6.1 million
  17. Olympique Lyonnais (France) - 5.9 million
  18. Paris SG (France) - 5.7 million
  19. Juventus (Italy) - 5.5 million
  20. Manchester City (England) - 5.2 million

5 Şubat 2010

Aslan Fenerliler! - Fenerbahçe Kulübü'nün zehir zemberek açıklamaları

Zemberek 'ok' manasına da geliyormuş. Sanırım 'zehir zemberek' de, saplanan zehirli ok gibi,  TDK'ya göre 'acı koyan söz' anlamına geliyor. Fenerbahçe yönetimi, Aziz Yıldırım'ın, o sert ve pervasız tavırlarının bir yansıması gibi, sürekli böyle 'zehir zemberek' açıklamalar yapıyor. Hatta belki de, kurumsallaşmayı, büyük kulüp olmayı, biraz da bu açıklamalarla bağlantılı algılıyorlar. Öyle ya, Şekip Mosturoğlu gibi, kaliteli, bilgili ve kariyerli bir adam bir bakıyorsunuz, federasyonla ilgili olmayacak açıklamalar yapıyor. İçeriğin haklılığı tartışmasını yapmıyorum, daha doğrusu Aslan Fenerliler mevzuuyla ilgili olarak oraya geleceğim, ama üslup ve kullanılan dil beni çok rahatsız ediyor. Daha önce federasyonla ilgili, hakemlerle ilgili, Efes'in doping skandalıyla ilgili, özellikle yakın zamandaki Fenerbahçe Stadı'nın Euro 2016 için düşünülmemesiyle ilgili, ve şimdi de Galatasaraylı Fenerbahçeliler konusuyla ilgili resmi açıklamaların dilinde ortak bir nokta var. Anlatması zor ama gayret edeceğim. Hırslı ve sinirli bir delikanlının hırçınlığı, entellektüel özentisinin yapmacık kibarlığıyla birleşiyor, zehirli oklar birbiri ardına ağırbaşlılık kisvesi altında sallanırken, zaman zaman ayar kaçıyor, açıklamanın dili kulüp resmi ağzından çok Devlet Bahçeli'nin konuşmalarına benzemeye başlıyor. Zaman zaman, medyanın ve kamuoyunun,  hatta dünyanın, Fenerbahçe düşmanlarıyla dolu olduğu ve bu oyunlar karşısında artık seslerini yükseltmek gerektiği hissiyatı seziliyor. Ama Fenerbahçe'nin sesi de ben kendimi bildim bileli yüksek zaten. Bence, ne Fenerbahçe gibi büyük ve saygıdeğer bir camianın hakkını savunmak böyle olur, ne de rakiplerinin ağzının payını vermek.


Son açıklama, Hasan Şaş'ın Saba Tümer'in programında Fenerbahçe takımında da Galatasaray'lı, yani Galatasaray'ı tutan futbolcular olduğunu söylemesi ve ardından araştırmacı gazetecilerimizin bu konuya eğilip, isimleri hemen tespit edip, Takvim ve Fotomaç'da yayınlaması üzerine geldi. İddiaya göre, en fanatik Fenerli gibi görünen kaleci Volkan, Semih, Önder Turacı, Uğur Boral, Selçuk Şahin, ve daha 1 haftalık Fenerli Gökhan Ünal Galatasaray'lıymış. İşte Fenerbahçe Kulübü'nün konuyla ilgili resmi açıklaması:

5 Şubat 2010 tarihli Pas Fotomaç ve Takvim gazetelerinde, Profesyonel Futbol Takımımız oyuncularından bazılarının Galatasaraylı olduğuna dair bir takım 'çağ dışı' iddialar yer almaktadır.

Tarihimize eklenecek yeni zaferler için Fenerbahçe formasıyla ter döken futbolcularımızın, böylesi demode haberlerle gündeme getirilmeye çalışılması, geri kalmış zihniyetin, akıl dışı oyunlarından birisi olmaktan öteye gidememektedir.

Futbol dünyasının profesyonelleştiği günümüzde, bu çağ dışı zihniyetin kendini yenileme mecburiyetinde olduğu açıkça görülmektedir.

Takımımızın, taraftarımızın desteğiyle şampiyonluklar yolunda ilerlediği bir dönemde; bu tip asılsız haberlerin takım ruhumuza zarar vereceğini hesaplayanların büyük bir yanılgı içinde olduğunu da ayrıca ifade etmek isteriz.


Kamuoyunun bilgisine sunulur,
FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ
 

Oyuncuların bir kısmının Galatasaraylı olduğunu iddia etmek, neden 'çağdışı' olsun? Çağımızda futbolcular bir takımı tutmuyor mu? Mesela Önder Turacı Avrupa'da yetişen bir futbolcu. O günlerde özellikle Galatasaray'ın Avrupa'daki başarılarından etkilenen birçok gurbetçi genç gibi Galatasaray'lı olmuş olmasında ne gariplik olabilir. Ya da Gökhan Ünal'ın Galatasaraylı olduğu biliniyormuş zaten. Daha yeni Fenerbahçe'ye geldi, bu futbolcuların Galatasaraylı olduklarını iddia etmek mi çağdışı? Neden? Çağımızda futbolcular takım tutmuyorlar mı? Aziz Yıldırım'ın ısrarla transfer teklif ettiği Arda'nın derdeyse doğuştan Galatasaray'lı olduğunu herkes bilmiyor mu? Yarın Fenerbahçe Arda'yı alsa, ya da sezon başında alsaydı, Arda'nın Galatasaraylı olduğunu iddia etmek 'çağdışı' mı olacaktı?

"...geri kalmış zihniyetin, akıl dışı oyunlarından birisi olmaktan öteye gidememektedir. " Bence bu tarz değerlendirmeler Fenerbahçe'ye yakışmamaktadır. Hiçbir büyük ve ciddi kulübe yakışmaz. Yani Fenerbahçe düşmanı geri kalmış zihniyet, Fenerbahçe'yi karıştırmak için akıl dışı oyunlar yapıyor. Bu arada, henüz Galatasaraylı olmadıklarına dair de bir açıklama yapılmıyor. 'Demode haber' iri tabirlerin içinde belki de en yerine oturanı. demode değil de belki, anlamsız, önemsiz, sansasyon amaçlı denilebilir belki. 

İddianın yalanlamasına ilişkin tek ifade son cümlede görülüyor. "...bu tip asılsız haberlerin..." Buradan aslında şu anlam çıkar: Bu haberler asılsızdır, yani bu futbolcuların Galatasaraylı oldukları doğru değildir. Hatta hiçbirisi Galatasaraylı değildir. Peki o zaman açıklama neden böyle? Çünkü en azından bu iddiaların bir kısmı doğru, bu futbolcuların en azından bir kısmı Galatasaray taraftarı. Ya da işte gençliklerinde Galatasaraylılarmış. Fenerbahçe yönetimi de bu durumu hazmedemiyor, "evet bunlar Galatasaraylılarmış, biz de şimdi sorduk öğrendik. ama bu konunun önemi olduğunu düşünmüyoruz, herkes profesyonel, işini en iyi şekilde yapmaya çalışıyor, camia olarak kenetlendik hedeflerimize bakıyoruz." diyemiyor. "Hayır, bahsi geçen futbolcuların hiçbirisi Galatasaraylı değildir, hatta kadromuzdaki futbolcuların hiçbirisi de değildir" de diyemiyor. Bu iki açıklamayı da yapamıyor olmaktan dolayı kıvranıyor, ve zehrini iddia sahiplerine akıtıyor. Onlar, artık kimse, gazeteciler, gazeteler, ya da Hasan Şaş mesela, bu haberle Fenerbahçe'nin takım ruhunu zedeleyip kulübe zarar vermeyi hesaplıyorlar ama bu hesapları tutmayacak.


Bence bu komik açıklamaları yapan Fenerbahçe yönetimi bu konuda biraz çağdışı kalıyor. Avrupa kulüplerinin, Barcelona'nın falan kulüp açıklamalarını okuyun, bakın. Manchester'ı örnek alıyorlar, bazen oradan model getiriyorlar, veya forma satışı şekillerini, yok banka kartı, GSM hattı fikirlerini ihraç ediyorlar. Bu konularda da biraz çağdaş tavırlar geliştirmek gerekiyor. 

23 Ocak 2010

Rakipler çıkışta!



UEFA Avrupa Ligi son 32 kuraları çekildiği günden bu yana yaklaşık 1 ay geçti, ve her iki rakibimiz de çıkışta. Kötü günler geçiren Atletico Madrid yıldızları Forlan ve Agüerro'yu Premier Lig'e kaptırmamayı, şimdilik başardı gibi görünüyor. Maxi Rodriguez Liverpool'a gitti ama Atletico Arjantin'li genç yetenek Eduardo Salvio'yu kadrosuna kattı. Ayrıca Juventus'tan da Tiago'yu kiraladı. Son kupa maçında Celta Vigo karşısında  iyi değillerdi, ama önceki turda 3-0'ın rövanşında Recreativo'yu 5-1'le geçtiler ve bu maç camiayı tekrar havaya soktu. Ligde de kura çekildiğinde 14. sırada olan takım, en son 13 Aralık'ta kendi sahasında Villareal'e yenilmişti. Ondan sonraki 4 maçında 3 galibiyet 1 beraberlik aldılar ve 11. sıraya tırmandılar. Galatasaray'ın işi zorlaşıyor. Bu havayla devam edip, son maçta da Vicente Calderon'da Barcelona'yı yenerlerse, Galatasaray maçına müthiş bir çıkışla gelebilirler.




Lille, kuralar çekildiğinde zaten çıkıştaydı, üstüste 4 maç kazanmış ve müthiş bir gol ortalaması tutturmuşlardı. Özellikle genç ve hızlı top oynadıklarını ısrarla vurguladığım bu takım, şu anda Fransa Ligi'nde 3. sıraya oturdu. 22 Kasım'dan beri ligde üstüste 6 galibiyet alan takım, neyse ki bu hafta Sochaux'a yenildi de, Fenerbahçeliler biraz rahatladı. Takımın son 7 maçındaki gol ortalaması 3.5!. Fransa Ligi gol krallığı listesinde 2. ve 3. sırada Lille forvetleri Gervinho ve Frau var.

8 Ocak 2010

Eurosport Avrupa'nın en güçlü takımları sıralaması

İlginç değil mi? Şu anda Avrupa'nın en güçlü/başarılı takımı Bordeaux olarak çıkıyor. 7. sıradaki PSV, 8. Benfica, 12. Salzburg, biraz sürpriz sonuçlar gibi. Liverpool'un da her halükarda 38e kadar düşmemesi gerekir diye düşünüyorum. Başka bir not olarak bizimkilerin rakipleri, hem Lille hem de Atletico, bizimkilerden aşağıda şimdilik.

Bir yorum olararak, lig katsayılarının kurluşuna çok katılmadığımı söyleyebilirim.  Katsayıların aşağıdaki şekilde düzenlenmesini öneriyorum.



5 - England, Spain
4.5 - Italy, Germany, France, 
4 - Portugal, Netherlands, Russia, Greece,  Turkey, Ukraine, 
3.5 - Belgium, Poland, Romania, Scotland, Switzerland,
3 - Cyprus, Israel, Denmark, Austria



1 - Bordeaux - 23.52
2 - Chelsea - 22.92
3 - Real Madrid - 22.71
4 - Barcelona - 21.67
5 -Arsenal - 21.62
6 -Manchester United - 21.58
7 - PSV Eindhoven - 21.25
8 - Benfica - 20.61
9 - Sevilla - 20.21
10 - Fiorentina - 20.00
11 - Porto - 19.32
12 - Salzburg - 19.18
13 - Internazionale - 18.97
14 - Fenerbahce - 18.71
15 - Panathinaikos - 18.13
16 - Werder Bremen - 18.08
17 - Shakhtar - 18.08
18 - Valencia - 18.00
19 - Lyon - 17.94
20 - Olympiacos - 17.93
21 - Twente - 17.77
22 - Ajax - 17.39
23 - Milan - 17.19
24 - Galatasaray - 17.14
25 - Bayern - 17.07
26 - Roma - 16.90
27 - Anderlecht - 16.33
28 - CSKA Moscow - 16.13
29 - Hapoel Tel-Aviv - 16.09
30 - Brugge - 15.73
31 - Juventus - 15.49
32 - Hamburg - 14.87
33 - Athletic Bilbao - 14.79
34 - Lille - 14.72
35 - Unirea Urziceni - 14.67
36 - Rubin - 14.45
37 - Fulham - 14.44
38 - Liverpool - 14.08
39 - Sporting Lisbon - 14.08
40 - FC Copenhagen - 13.86
41 - Marseille - 13.83
42 - Villarreal - 12.88
43 - Wolfsburg - 12.19
44 -Everton - 11.79
45 - Stuttgart - 11.74
46 - Standard Liege - 9.77
47 - Hertha Berlin - 8.25
48 - Atletico Madrid - 7.81
HOW IT WORKS
Scores are based on points per game in domestic league, Champions League and Europa games.
Domestic points per game are multiplied by the league coefficient - either 3.5, 4, 4.5 or 5 - with teams in stronger leagues getting more credit.
League coefficients:
5 - England, Italy, Spain
4.5 - Germany, France, Portugal, Netherlands, Russia
4 - Belgium, Greece, Poland, Turkey, Ukraine, Scotland, Romania
3.5 - Cyprus, Switzerland, Israel, Denmark, Austria
Champions League victories are counted as three points for a win. They are all multiplied by a coefficient of 5. Matches in the group stage and beyond are counted.
Champions League victories are counted as three points for a win. They are all multiplied by a coefficient of 4. Matches in the group stage and beyond are counted.
Example: Bordeaux
43 points from 19 Ligue 1 games = 2.26 points per game
Multiplied by league coefficient of 4.5 - 2.26 x 4.5 = 10.19
16 points from 6 Champions League game = 2.67 points per game.
Multiplied by European coefficient of five - 2.67 x 5 = 13.33
Total score = 10.19 + 13.33 = 23.52
Alex Chick / Eurosport

26 Aralık 2009

Roberto Carlos Ne Yaptı?

Giderken şöyle demiş:
'' Türk futbolseverlerin sevgisi çok güzel ama hayat devam ediyor.''



Artık dayanamadım. Bu adam Türkiye'de naaptı da, Fenerbahçe'ye ne kattı da bu kadar çok seviliyor, bu soruyu sorma isteğime karşı koyamadım. Yanlış anlaşılmasın, son dönem futbolunun, 2000'ler neslinin en önemli isimlerinden, en önemli sol beklerinden birisidir kendisi, bunu kabul ediyorum. Hatta yeni bir sol bek modeli oluşturmuştur da denebilir; hücum gücü yüksek, frikik ve şut becerisi açısından iyi bir hücuma yönelik orta saha futbolcusu özellikleri taşıyan ayrı bir stil oluşturmuştur. Kanat oyuncusu olarak bu hücum özelliklerinin yanısıra, defansta yere müthiş sağlam basan, boğa gibi güçlü ve zamanlama hatası yapmayan bir kanat-bek modelidir Roberto Carlos.
Bunların yanısıra biraz geç gelmiş de olsa, önemli bir isimdir. Bir kere Fenerbahçe'ye para kazandırmıştır, forma sattırmıştır, reklamlara çıkmıştır. Ayrıca bu tür isimler kulübün kariyerine, tanınılırlığına ve saygınlığına katkı sağlamaktadır. Fenerbahçe artık Roberto Carlos'un da oynadığı bir kulüp olarak bilinecektir. Sanırım varlığının, adının kadroda yazmasının bile zaman zaman rakipler üzerinde olumsuz etki yarattığını da kabul etmek gerekir.
Ama bana sorarsanız bunların Fenerbahçe adına pek bir şey de yapmamıştır. Futbolun dışında, marka değeri anlamında bir transferdir. Yoksa şimdi bakıyorum Carlos'un Fenerbahçe macerası ile ilgili olarak aklımda kalan imgeler şöyle: kızların kurduğu barajda ceketini bırakarak sıyrılan Carlos, Lincoln'le sarılarak, kavga eden arkadaşlarını izledikleri sahne, futbolcu arkadaşlarını da davet ettiği toplu seks partileri, ha bir de geçenlerde Keita'yı çıldırtıp attırması var! Fenerbahçeli kardeşlerimizden Carlos'u abarta abarta bitiremeyen ifadeler duyuyorum. Sanki müthiş bir dönem geçirdi Fenerbahçe'de, önemli başarılara imza attı, arkdaşlarına liderlik yaptı. Böyle bir şey yok, bir marka olarak geldi, yılda yaklaşık 4 milyon Euro para aldı, reklamlarda oynadı, ve gitti. Üstelik giderken de ilk devrenin son maçına bile çıkamadı, apar topar gitti. Hani transfer gerçekleşmiştir ama devreyi bitirirsin zaten 1 maç kalmış. Bu adama da büyük Fenerbahçeli Roberto Carlos muamelesi yapmanın bir anlamı yok. Toplam 2.5 yıla yakın kaldı, tüm mecralarda toplam 87 maç oynadı, sadece 1 tanesi frikikten olmak üzere, 10 gol attı. Bunların içinde 'çok iyi oynadı' denebilecek belki birkaç maç sayabilirsiniz.


Roberto Carlos dünyanın en iyi sol beklerinden birisiydi ama İstanbul'a kariyerinin son döneminde biraz daha para yapıp, biraz da İstanbul alemlerini tatmaya geldi, futbol oynamaya değil.

20 Aralık 2009

Trabzonspor - Fenerbahçe



Biraz sonra iki takım ilk yarının son maçına çıkacaklar. Bence Fenerbahçe'nin bu form durumuyla Trabzon'dan galibiyet çıkarması çok zor. Galatasaray ilk yarının lideri oldu gibi. Maçın berabere bitmesi büyük ihitmal, tabii Trabzon da yenebilir. Fenerbahçe de yenebilir ama özellikle Şenol
Güneş'in gelişinin yarattığı olumlu hava, iç saha avantajı, kentin Fenerbahçe için en zor deplasmanlardan birisi olması, hava durumunun kötülüğü, ve Trabzon'un yabancılarının formda olması gibi faktörler bu ihtimali %15 gibi seviyeye düşürüyor. Yine de herşeye gebe ilginç bir maç olacak sanırım.

Yukarıdaki fotoğraf Sadri Şener tarafından Nihat Özdemir'e hediye edilmiş. 1974-75 sezonunda iki takım arasında İstanbul'da oynanan ve 1-1 biten Türkiye Kupası çeyrek final maçından sonra çekilmiş.

18 Aralık 2009

UEFA Avrupa Ligi son 32 kuraları



Öncelikle her iki kura da bence zor. ama tabloya baktığınızda kolay takım artık çok kalmadı. Belki Hapoel, Copenhague, Brugge, Unirea Urziceni, Salzburg, hadi bir de Standard Liege diyelim (Sinan'a rağmen!). Bunun dışındaki takımların hepsi artık tehlikeli rakipler, üstelik bu saydıklarımız da sürpriz yapabilecek takımlar. Bunlara 3. grup desek, Liverpool, Juventus vs. grubuna da 1. grup desek, her iki takımımız da 2. gruptan çektiler. Üstelik lider oldukları için sanırım ilk maçı deplasmanda yapma avantajına sahipler.


Analiz yapmak için iyi bir zaman değil. Maçlara yaklaşık 2 ay var, üstelik bir de ara transfer dönemi var. ama yine de insan duramıyor tabii. Atletico Madrid çok formsuz ve kötü başladığı sezonda henüz toparlanabilmiş değil. Şampiyonlar Ligi grubunda galibiyet alamadılar ve averajla Rum takımı Apoel'in önüne geçip 3. olabildiler. Ligde ise 14. sıradalar, 14 maçta sadece 3 galibiyet aldılar ve 20 gol atabildiler. Bu arada teknik direktörü yolladılar ama yeni gelen de henüz bir pırıltı yaymış değil. (Bir ara Fatih Terim ismi de konuşulmuştu, şimdi ne güzel olurdu) Bu açıdan bence Galatasaray tura biraz daha yakın görünüyor. Ama Ateltico'nun çok iyi bir kadrosu var, özellikle hücum hattında son dönem yıldızlarından Agüerro ve her teknik direktörün takımında görmek isteyeceği tarzda bir futbolcu olan Forlan dikkat çekiyor. Ayrıca Maxi Rodrigez, Reyes, Simao ve Asunsucao da iyi futbolcular. Takımın önümüzdeki zaman dilimi içinde toparlanması mümkün. Üstelik ligde herhangi bir ümidi kalmadığı için tutunacağı tek dal Avrupa Ligi olacak.


Buna karşılık onlar da şöyle demiyor mudur? Milan Baroş var, Shabani Nonda var, Elano Blumer, Herry Kewell, yeni yıldız Arda Turan, Keita, ve bir de Rijkaard. Herhalde diyorlardır. Nitekim İspanyol basını da en zor 2 kura olarak Galatsaray ve Wolfsburg'u gösteriyor. Anderlecht ve Brugge'e göre Galatasaray daha zor rakip. Tabii ara transferde kayıplar da verebilir Atletico çünkü Chelsea Agüerro'nun, Liverpool da Forlan'ın peşinde. Galatasaray savunması, eğer bu isimler oynarsa, mutlaka açık verir. ama Galatasaray da sezon başındaki tempoyu ve form durumunu yakalarsa, Atletico savunması da benzer bir durumda. Bence bol gollü ve zevkli 2 maç izleyebiliriz, Galatasaray biraz daha tura yakın ama işi zor. Everton meselesi tabii daha da zor!


Fenerbahçe'nin rakibi Lille tam ters gelecek takımlardan. Hızlı ve hücuma yönelik top oynuyorlar. UEFA gruplarında 15 golle en çok gol atan 2. takım oldular, Werder Bremen'in arkasından. Ligde 17 maçta 8 galibiyet alan Lile, yakın zamanda üstündeki takımları da yendi. Üstelik 30 golle Marsilya ile birlikte ligin en çok gol atan takımı. Fransız Ligi'nde 5. sıradalar ama çok kötü bir başlangıç yaptıklarını ve sonrasında hızla toparlandıklarını de göz önüne almak lazım. Mesela 11 haftada Lille takımı 15. sıradaydı. Tabii bu tür genç ve hırslı takımlar belirli bir dönem form tutup, sonra yine düşüş yaşayabilirler ve bu Şubat ayına denk gelirse çok iyi olur. Liverpool meselesini şimdilik hiç açmayalım.

Sonuçta Avrupa'nın 2. kupasında 'ben de varım' diyen takımlar için çok da zor kuralar değil. 4 takımın da şimdiki form durumuyla Fenerbahçe'ın işi biraz daha zor ama Lille de elenmeyecek takım değil.

12 Kasım 2009

Robert Enke


O günü hatırlıyorum: Ankara'da Mısır Cafe'de akşam üstü saatleri ve televizyonun başındayız. Fenerbahçe yine büyük heveslerle yeni sezona başlıyordu. Yeni transferler yapılmış, paralar harcanmıştı. Bu transferlerden birisi de Barcelona'dan kiralanan kaleci Robert Enke'ydi. 2003-2004 sezonunun açılış maçında Enke hatalı goller yedi, ve İstanbulspor Fenerbahçe'yi deplasmanda 3-0 yendi. Yönetim hemen işe koyuldu ve ilk kelle Enke'ninki oldu.
Kısa süreli Tenerife'ye kiralanan Enke'yi Barcelona sezon sonunda Hannover 96'ya verdi. Bugüne kadar kaptanı olduğu kulubünde çok başarılı sezonlar geçiren kaleci, milli takım seviyesine kadar yükseldi ve 2008 yılında Bundesliga'nın en iyi kalecisi ünvanını kazandı. Saygıyla anıyoruz.

25 Ekim 2009

derbiye doğru 2 - (2-5) birkaç tane de kırmızı kart!



Benim skor tahminim 2-5. Daha doğrusu 2-5, 2-4, 3-5 gibi rakamlarda gidip geliyorum. Nasıl olacak, onu anlatmaya çalışayım: Öncelikle iki takım da formda sayılır, dinlenme iyi gelmiş gibi. Galatasaray hucum futbolu oynuyor, risk alıyor, yiyor da ama yediğinden fazlasını atmayı hedefliyor ve genelde atıyor. Son 2 maçta 7 gol attı rakip kaleye. Hücumcuları çok güçü, savunmacılarının aklı da hucumda. Fenerbahçe biraz daha sakin tempoyla,i topu ayağında tutarak oynamayı tercih ediyor, savunmacıları çok iyi değil ama daha yerli yerinde bir savunma gibi görünüyor, Volkan da formda; ve çok az gol yiyorlar. Ama gol atma konusunda da sıkıntı çekiyorlar. Geçen yıl sıkıştığı yerde duran toptan gol atan Fenerbahçe bu yıl duran top organizasyonlarında geçen yıllardaki kadar başarılı değil. Buna karşın duran topları bozuk para gibi harcayan Galatasaray bu yıl ciddi duran top organizasyonları yapıyor. Fenerbahçe'nin gol atması Guiza ve koşan birilerinin boş alan bulmasına, ve biraz da Alex'in müthiş paslarına dayanıyor. Ancak Alex'i kontrol etmek güçlü savunması olan takımlar için artık eskisi kadar zor değil. Alex etkisiz kalınca da Fenerabahçe'nin gol yolları tıkanıyor. Bu tür tekil futbol derbilerde ciddi dezavantaj.
Diğer taraftan Galatsaray, hucumda büyük zenginlik içinde, bir yer tıkanırsa, diğer taraftan oynayabiliyor. Kart cezası ve Emre Aşık dışında sakatlık sorunu da yok. Belki Galatasaray için en önemli sorun baskı olabilir. Ama onun da tüm takım için aynı derecede geçerli olduğunu sanmıyorum. Yani biz izleyicilerde etkili oluyor, çünkü 10 yıldır aynı düşüncelerle maçı izlemişşin, sonra yenilmişşin. Ama şimdi Keita için ne fark eder? Yemişim Fenerbahçe'yi demez mi adam? veya Rijkaard için baskıdan çok kamçılayıcı bir faktör olabilir. Ama yine de hem camia hem de takımın bir kısmı üzerinde baskı faktörü etkili olacaktır.
Bütün bunları değerlendirince, bir kere gollü bir maç olacak gibi görünüyor. Bir takım çok yiyip çok atıyor, çok atmak istiyor, az yiyor. Özellikle Fenerbahçe'nin sol kanadında ciddi bir savunma ve yavaşlık zaafı var. Roberto Carlos formda değil, Wederson zaten Gökçek, yani Keita'nın her pozisyonda karşısına çıkan adamı geçmesi lazım. Fenerbahçe'de Volkan'ın formu belirleyici olabilir, çünkü Galatasaray'ın hucumcuları iyi ve formda, ducum futbolu da tamam ama, golcüleri de gol pozisyonlarını değerlendirmekte güçlük çekiyorlar. Baroş her maçta 1 gol atıyor ama 3 tane de yüzde yüz kaçırıyor. Bir de Emre faktörü öne çıkabilir. Son haftalarda hem çok formda, hem de hırslı ve istekli. Bu tür maçlarda böyle oyuncuların varlığı takımın ateşlenmesi noktasında belirleyici etki yapabilir. Savunma yapmayan Alex'in yanında veya arkasında savunma da yapan bir Emre olması, o bölgedeki top hakimiyetinin Fenerbahçe'nin kontrolüne geçmesine neden olabilir.
Fenerbahçe savunması az gol yiyor dediysek de, Kewell, Keita, Arda, Elano gibi hucumcuları engellemek için çok ağır ve yeterince organize değil.


Bunları alt alta koyunca, biraz da ligdeki durumu gözlerimi kapatıp dinlemeye çalışınca, hucumcuları gol pozisyonlarında çok beceriksiz olmaz veya Volkan fevkaladenin fevkinde bir performans sergilmezse, Galatasaray 3 hatta 4 gol atabilir. (5. artık maçın koptuğu, 2 kırmızı gören Fenerbahçe'nin bilinçsizce yüklendiği anlarda gelecek) Ancak Galatasaray'ın böyle bir mücadeleyi gol yemeden tamamlaması da çok mümkün görünmüyor. Bu yüzden 2-5, ya da 2-4, hadi belki 3-5 diyorum. bu skor grubu olmazsa da 3-3 veya 4-4 gibi fantazi bir beraberlik olabileceğini düşünüyorum. Bugün, normal bir maç gidİşatı olursa, (mesela ilk 20 dakikada 2-0 olur da, Galatasaray bir kırmızı kart görmezse) Fenerbahçe'nin galibiyetinin zor olduğunu hissediyorum.,
Güzel maç olsun, bol gol, bol pozisyon olsun, konuş konuş bitmesin, kartlar havalarda uçuşşun, biz frikikten atalım, onlar kafayla çaksın, biz kornerden vuralım, onlar verkaçla içeri girip kaleciyi de çalımlasın...

24 Ekim 2009

derbiye doğru 1

Son 24 derbi:

Fenerbahçe ile Galatasaray arasındaki son 24 maçta hakemlerin gösterdiği kartların sezonlara göre dağılımı şöyle:

2000-2001:
Galatasaray - Fenerbahçe: 0 - 0 (10 sarı)
Fenerbahçe - Galatasaray: 2 - 1 (5 sarı)
Fenerbahçe - Galatasaray: 4 - 4 (Pen.7-6) (Türkiye Kupası) (8 sarı)

2001-2002:
Galatasaray - Fenerbahçe: 2 - 0 (5 sarı)
Fenerbahçe - Galatasaray: 1 - 0 (4 kırmızı, 5 sarı)

2002-2003:
Fenerbahçe - Galatasaray: 6 - 0 (2 kırmızı, 5 sarı)
Galatasaray - Fenerbahçe: 2 - 0 (5 sarı)

2003-2004:
Galatasaray - Fenerbahçe: 2 - 2 (1 kırmızı, 4 sarı)
Fenerbahçe - Galatasaray: 2 - 1 (1 kırmızı, 2 sarı)

2004-2005:
Galatasaray - Fenerbahçe: 1 - 0 (1 kırmızı, 3 sarı)
Galatasaray - Fenerbahçe: 5 - 1 (Türkiye Kupası) (4 sarı)
Fenerbahçe - Galatasaray: 1 - 0 (5 sarı)

2005-2006:
Galatasaray - Fenerbahçe: 0 - 1 (1 kırmızı, 3 sarı)
Fenerbahçe - Galatasaray: 2 - 1 (Türkiye Kupası) (7 sarı)
Galatasaray - Fenerbahçe: 3 - 2 (Türkiye Kupası) (7 sarı)
Fenerbahçe - Galatasaray: 4 - 0 (1 kırmızı, 6 sarı)

2006-2007:
Fenerbahçe - Galatasaray: 2 - 1 (7 sarı)
Galatasaray - Fenerbahçe: 1 - 2 (7 sarı)

2007-2008:
Fenerbahçe - Galatasaray: 2 - 0 (1 kırmızı, 6 sarı)
Fenerbahçe - Galatasaray: 0 - 0 (Türkiye Kupası) (1 kırmızı, 7 sarı)
Galatasaray - Fenerbahçe: 2 - 1 (Türkiye Kupası) (4 kırmızı, 11 sarı)
Galatasaray - Fenerbahçe: 1 - 0 (2 sarı)

2008-2009:
Fenerbahçe - Galatasaray: 4 - 1 (10 sarı)
Galatasaray - Fenerbahçe: 0 - 0 (4 kırmızı, 4 sarı)

Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/id/25013879/

7 Ekim 2009

Carlos dönüyor

Bence şu anki form durumuyla, şu anki Real kadrosunda yer alamaz. Zaten biraz alem yapmaya, reklamlardan para kazanmaya falan gelmiş gibiydi. Son yıllarını güzel değişik bir yerde keyifli gece hayatı eşliğinde, futbola aşık, yıldızlara düşkün bir camiada fazla da zorlanmadan geçirmek için gelmişti. Artık yavaş yavaş takıma katkısı azalıyor, yolcu yolunda gerek. Son bir kontratı da İspanya'da Almeria falan gibi bir takımla yapar, işi bitirir.

Fenerbahçe yıllarca söyledi söyledi, en sonunda 34 yaşında alabildi bu adamı, 2 yıl oynadı, şimdi yine sol kanat sıkıntısı başlıyor...


Carlos: Karar verdim, gidiyorum

Geçtiğimiz günlerde "Fenerbahçe'deki durumum Aralık'ta belli olur" diyen Roberto Carlos, İspanya basınına "Kararımı verdim; Fenerbahçe'den ayrılıyorum" şeklinde demeç verdi.

NTV Spor ve Ajanslar
Güncelleme: 11:57 TSİ 07 Ekim. 2009 Çarşamba
Fenerbahçe'nin Brezilyalı tecrübeli futbolcusu Roberto Carlos, ''Karar verdim, aralık ayında Fenerbahçe'den ayrılıyorum'' dedi.
''Kişisel bir meselesini halletmek ve eşi Mariana'yı gezdirmek'' için birkaç gündür Madrid'de bulunan Roberto Carlos, İspanya'nın ''AS'' adlı spor gazetesinde yayımlanan röportajında, geleceğine yönelik açıklamalarda bulundu.
Brezilya'daki bazı takımlardan teklifler aldığını, ancak yeni olasılıklar da bulunduğunu anlatan Roberto Carlos, ''36 yaşındayım ve futbolda 2 yılım daha var. Bundan dolayı Brezilya'ya dönüp orada bir takımda oynamak hoşuma gider. Evimi, ailemi, ülkemi özledim'' diye konuştu.
Ünlü defans oyuncusu, 1996-2007 yılları arasında forma giydiği Real Madrid'de çok güzel anılarının olduğunu belirterek, ''Real Madrid'de Ocak ayından haziran ayına kadar bedava oynarım. Gerçekten, bu hoşuma gider. Real Madrid'e dönmek benim için çok önemli. Ben dönmeye hazırım'' dedi.
Carlos, Real Madrid'de sadece futbolcu olarak değil, kulüp bünyesinde miniklere veya gençlere futbol öğretmek amacıyla da çalışabileceğini vurguladı.